John William Waterhouse A Mermaid, 1901
Sunday, December 21, 2008
Wednesday, December 10, 2008
kelebekler
ıkı tane domates varmıs. bunlar ucsuz bucaksız bır tarlanın en cok gunes alan yerinde, topraga deyıp curumeyecek kadar yuksekte ama gunesı acı acı yemeyecek kadar da yaprakların altındalarmıs. Aynı guzel bir havada kocaman bır plajda hasır bır semsiyenın altında yayılmak gıbı. hem azıcık ruzgar esınce serınlerler hem de yaprakların arasından gelen kucuk kucuk gunes ısınlarının sıcaklıgının tadına varırlarmıs.
gunler gelip gecerken bunlar bırbırlerıne baka baka kızarmıs, hayal gucu yuksek bir insan baksa aralarında ayna var zannedecek kadar bırbırlerıne benzemısler. Ruzgar estıgınde aynı sekılde sallanırlar, gunesın ısıgı uzerlerınde aynı noktada parıldarmıs. yagmur yagınca, aynı sayıda damla uzerlerınde takılır, aynı ahenkle asagıya suzulurmus.
Ama farklılarmıs tabı kı bır yandan da, sonucta ıkı ayrı domatesler, ikisi de yagmuru cok severmıs ama bırı daha cok.. cunku yapragını cukurunda su bırıkınce kelebekler uzerıne konup su ıcerlermıs. digerı de bu kelebeklerı cok kıskanırmıs, cunku hep nedense kelebeklerın otekıne daha sefkatlı davrandıgını dusunurmus. aslında kelebekler gelıp ona da konup onun kucuk su bırıkıntısınden su ıcerlermıs, ama bu bızım domatesin canı acırmıs kelebeklerın ayaklarından.
ama hıc laf etmezmıs, cunku eger kelebeklerı sevmedıgını soylerse, kelebeklerı cok seven yasam dostuna buyuk bır hayal kırıklıgı yasatacagından korkarmıs.
bir gun sabah serınlıgınde yagan yagmurdan sonra gunes yuzunu gogun tepesınde tekrar gostermeye baslayınca, ortalık yıne kelebeklere bogulmus. bır kelebek ıkı kelebek uc kelebek... ya ne sonu gelmez bırsey.. bı anda cat dıye yere dusmus yagmur asıgı domates..
catlayan kabugundan kan kırmızısı suyu akarken, huzurla donup mırıldanmıs:
'ya harbiden sevdin mi su korolasıca kelebekleri?'
gunler gelip gecerken bunlar bırbırlerıne baka baka kızarmıs, hayal gucu yuksek bir insan baksa aralarında ayna var zannedecek kadar bırbırlerıne benzemısler. Ruzgar estıgınde aynı sekılde sallanırlar, gunesın ısıgı uzerlerınde aynı noktada parıldarmıs. yagmur yagınca, aynı sayıda damla uzerlerınde takılır, aynı ahenkle asagıya suzulurmus.
Ama farklılarmıs tabı kı bır yandan da, sonucta ıkı ayrı domatesler, ikisi de yagmuru cok severmıs ama bırı daha cok.. cunku yapragını cukurunda su bırıkınce kelebekler uzerıne konup su ıcerlermıs. digerı de bu kelebeklerı cok kıskanırmıs, cunku hep nedense kelebeklerın otekıne daha sefkatlı davrandıgını dusunurmus. aslında kelebekler gelıp ona da konup onun kucuk su bırıkıntısınden su ıcerlermıs, ama bu bızım domatesin canı acırmıs kelebeklerın ayaklarından.
ama hıc laf etmezmıs, cunku eger kelebeklerı sevmedıgını soylerse, kelebeklerı cok seven yasam dostuna buyuk bır hayal kırıklıgı yasatacagından korkarmıs.
bir gun sabah serınlıgınde yagan yagmurdan sonra gunes yuzunu gogun tepesınde tekrar gostermeye baslayınca, ortalık yıne kelebeklere bogulmus. bır kelebek ıkı kelebek uc kelebek... ya ne sonu gelmez bırsey.. bı anda cat dıye yere dusmus yagmur asıgı domates..
catlayan kabugundan kan kırmızısı suyu akarken, huzurla donup mırıldanmıs:
'ya harbiden sevdin mi su korolasıca kelebekleri?'
Monday, December 8, 2008
zero
insanin uzulmeye de ihtiyaci var sanirim, hersey cok guzelken anlamsiz yere depresiyorsaniz ben ce uzun suredir basiniza bi bok gelmiyo harika bir hayatiniz var o yuzden.. kasiniyorsunuz.. kendinize gelin..
bu tip zamanlarda olmadik insanlara olmadik yere catiyorsunuz, sizi ozluyorum diyen eski sevgilinize (ki onu siz birakip gittiniz..) sen beni sevmiyosun bu yuzden benden ozur dileyene kadar senlen konusmicam anlamina gelen gerizekali bir mail yaziyorsunuz.
guzel havada dolasip sonra guzel bir kafenin verandasinda sobanin altinda sicak cikolata icerken, ordan tesadufen gecen baska arkadaslarinizin sizi gormesi uzerine masanizin kalabaliklasmasi, ne guzel bir muhabbet, o sira zaten bira seansina coktan gecilmis, daha saat 8:30 ve cakirkeyifsiniz ne guzel, sinamaya mi gitsek diyorsunuz, sonra cok neseli bir filme gidip, koskocaman patlamis misir kovasi kucaginizda gulup egleniyorsunuz, sonra bisikletlerle evinize geri donuyorsunuz, mutlu mutlu pijamalarinizi giyip bir komedi dizisi acmak ya da yataga yatip kitap okumaya baslamak yerine, virim virim kendi beyninizi yiyorsunuz, moralim bozuk moralim bozuk, hey be yeter bu insanoglundan cektigim, nedir, daha ne istiyosun be kadin? bu menstruasyon donguleri insanin moralini bu kadar etkilememeli canim, her ayinin yarisi pur nese yarisi yeraltindan notlar gibi gecmesin ya..
bu tip zamanlarda olmadik insanlara olmadik yere catiyorsunuz, sizi ozluyorum diyen eski sevgilinize (ki onu siz birakip gittiniz..) sen beni sevmiyosun bu yuzden benden ozur dileyene kadar senlen konusmicam anlamina gelen gerizekali bir mail yaziyorsunuz.
guzel havada dolasip sonra guzel bir kafenin verandasinda sobanin altinda sicak cikolata icerken, ordan tesadufen gecen baska arkadaslarinizin sizi gormesi uzerine masanizin kalabaliklasmasi, ne guzel bir muhabbet, o sira zaten bira seansina coktan gecilmis, daha saat 8:30 ve cakirkeyifsiniz ne guzel, sinamaya mi gitsek diyorsunuz, sonra cok neseli bir filme gidip, koskocaman patlamis misir kovasi kucaginizda gulup egleniyorsunuz, sonra bisikletlerle evinize geri donuyorsunuz, mutlu mutlu pijamalarinizi giyip bir komedi dizisi acmak ya da yataga yatip kitap okumaya baslamak yerine, virim virim kendi beyninizi yiyorsunuz, moralim bozuk moralim bozuk, hey be yeter bu insanoglundan cektigim, nedir, daha ne istiyosun be kadin? bu menstruasyon donguleri insanin moralini bu kadar etkilememeli canim, her ayinin yarisi pur nese yarisi yeraltindan notlar gibi gecmesin ya..
Subscribe to:
Posts (Atom)