yorgunum..
yapmam gereken şeyler hiç bitmiyor. Hatta ölümcül olmayan şeyleri de çoğunlukla es geçiyorum.. listeler hiç bitmiyor. Bilmem gereken o kadar şey, ve hergün tekrarlamam gereken artık ezberlediğim milyonlarca şey. Kafamda yerleşmiş bildiğimin bile farkında olmadığım yüzlerce şey, ve daha bilmediğim öğrenmem gereken daha cok şey... ne kadar cok şey var.. bu kadar işin arasına da değişiklik sokuşturmaya çalışmak belki de kendi sonumuzu kendimize hazırlattırıyor. Sonuç: yoruluyorum, bedenimi beynimi eskitiyorum ve geçen zamanla eskiyorum ve bedenimi öldürüyorum.
unutmakla unutmamak arasında, neyi unutmam neyi unutmamam gerektiğini bile düşünürken yoruluyorum. keşke beynimizin de folderları olsa, cırt delete...
Sunday, January 18, 2009
Thursday, January 8, 2009
Bir vs Iki
Sanayi devrimi, dunya savaslari derken kadinin ekonomik ozgurlugunu kazanmasi, iki cinse esit haklar, ozgurlukler taninmasi, kadinin yasamin temel gerekliliklerini kendi kendine saglayabilecek guce erismesi ve sonucunda bir erkekle romantik iliskisinden beklentilerinin degismesi. Modern romantik iliskilerin yapisi hizla degisiyor. Dogruya karar vermek icin gecmis orneklere bakmak, anneni dinlemek yetmiyor.
Ask artik turun devaminin saglanmasi, sonraki neslin devaminin saglanmasi icin evrilmis bir duygu degil. Artik ask arac degil amac. En azindan hayatimizin bir doneminde.
Is boyle olunca evlilik kurumunun kurallarinin sorgulanmasi, yenilenmesi gerekiyor. Kari-koca bir tek anne-baba degil. Ayrilirlarsa cocuklari olmeyecek, cocuk annesinden ya da babasindan mahrum kalmayacak. Esleri bir arada tutan sey cocuk olmamali rasyonel duzlemde. Bir arada kalmak istegi olmali. Bu istegin gerekcelerini maddelendirmeyecegim. Her iliskinin kendisine, degerlendirmek bir ucuncu kisiye dusmez pek. Su durumda yasal evlilik anlasmasinin bozulmak istenmesi durumunda gitmek isteyenin onune 5 dakikadan fazla ugrasmasini gerektircek burokrasi konulmasin. Ici coluk cocuk falan diye suclulukla doldurulmasin. Kalanlarin da isteyerek kaldiklarina dair bir suphe kalmasin.
Ask artik turun devaminin saglanmasi, sonraki neslin devaminin saglanmasi icin evrilmis bir duygu degil. Artik ask arac degil amac. En azindan hayatimizin bir doneminde.
Is boyle olunca evlilik kurumunun kurallarinin sorgulanmasi, yenilenmesi gerekiyor. Kari-koca bir tek anne-baba degil. Ayrilirlarsa cocuklari olmeyecek, cocuk annesinden ya da babasindan mahrum kalmayacak. Esleri bir arada tutan sey cocuk olmamali rasyonel duzlemde. Bir arada kalmak istegi olmali. Bu istegin gerekcelerini maddelendirmeyecegim. Her iliskinin kendisine, degerlendirmek bir ucuncu kisiye dusmez pek. Su durumda yasal evlilik anlasmasinin bozulmak istenmesi durumunda gitmek isteyenin onune 5 dakikadan fazla ugrasmasini gerektircek burokrasi konulmasin. Ici coluk cocuk falan diye suclulukla doldurulmasin. Kalanlarin da isteyerek kaldiklarina dair bir suphe kalmasin.
Wednesday, January 7, 2009
Bir sabah erken
Bir adam vardı. Kendi deyimiyle lanet hayatının lanet gunlerinin lanet saatlerinden birindeydi yine. Aylar once aynı anda daldıgı bes kişiden yedigi dayak sonucu cıkan omzu hala agrıyordu. Saat sabahın körü, daha yarım saattir uyuyabilmişti. Genelikle uyuyamıyordu zaten, içerek sızmadıgı gunleri sayabiliyodu artık, belki de artık sayamıyodu cunku son normal uykuya daldıgı gunu hatırlamıyor bile olabilirdi.
Odasındaki sayılmayacak kadar gerı donusturulmus plastik siyah bira torbaları, onun en az dort katı bira kutusu ve şişesi, ilafsız nerdeyse her şişenin içinde tükürülüp söndürülmüş sigara izmaritleri, aylardır yıkanmamış yatak çarşafı, çarşaftan daha beter haldeki yastık kılıflarına baktı. "Heryer leş, bari bir tütsü yakayım."
Ondaki şans da eşek şansıydı belki de, kavgada puştun teki arkadan tekme atmasaydı omzu cıkmayacaktı en azından, tek derdi temiz bi dayak yemekti sadece. Birayı da kasayla almayı da bakkaldaki adamlar düşünüp de söylememişti. Zaten ev arkadaşlarına da kıllanıyodu. "Anca para veriyorum ama bir türlü ödenecek şeyler bitmiyo." Belki de ayakta yiyolardı onu.
Yıllardır hiç birşey düzgün gitmiyodu zaten. Sınavda iyi bi derece yaparak girdiği liseden yaptığı türlü aymazlıklardan sonra (gençlik işte) müdür yardımcısının nazik bir şekilde bi siktir git şu okuldan demesiyle ayrılmış olması o değerli diplomayı alamamasına sebep olmasına rağmen, üniversitede ülkenin iyi bölümlerinden birine girmesine de azıcık yardımı olmuştu, zaten yegane düzgün giden şey de su genel sınavlardı, bir şekilde oluyordu işte. Üstünden geçen sekiz yıl sonra da artık başka bir bokluk çıkmazsa girdiği bölümü de bitirmek üzereydi. Zaten bu sekiz yıl boyunca da başına gelmedik kalmamıştı. Liseden beri beraber olduğu hatun, ki ilk aşkıydı,ilk seviştiği, ilk aldatma denemesi yaptığı, tek serseri tarafının kendisi olduğunu düsündüğü kızdı. Gerçekten hayatının sonuna kadar beraber takılmayı düşünmeye başladığı sırada, hatun aniden başkasından hoşlandığını soyleyerek yokolmustu. Yıllardır kanserle savaşan annesini onceki yaz kaybetmişti, ne babasıyla ne kardeşiyle de cok bi arası yoktu zaten. Zaten başarısız olarak nitelendirilmeye başladığından beri miletin gerçek yüzü de ortaya cıkmıştı, babası zaten yuzune bakıp adam yerine koymuyodu, annesi bile sabahları guzelce uyandırmayı bırakmıştı. "işte" diyordu, "Sevgileri benim başarımdan ibaretmiş"
Dünyada kılanmadan sevdiği, yaptığı tek bir şeyi bile kötüye yormadıgı tek bir insan vardı, dayısı. O da kendisi gibi cok şanssızdı zaten. Yedi senedir beraber olduğu, ve gelenekçi bir aileden gelmiş olduğu için biraz da başına kalmış, takıldıgı hatunları bir kaç kere farketme noktasına geldiği için bir iki intihar intihar girişiminde bulunmuş, aşırı sayılabilecek düzeyde titizlik sapkınlığı bulunan bir karıyla evlenmek zorunda kalmıştı. Evlenmeden once ne guzel kendi kazandığı parasıyla içkisini müziğini alıp evin kirasını da ordan burdan buluşturup ödeyerek ölmeden gül gibi yaşıyordu işte. Şimdi kazandıgı iki kuruş parayı da ev ekonomisi adı altında düzenlenmiş bir dolap yüzünden gönlünce harcayamıyordu.
"Karıların hepsi orospu zaten" diye düşündü. Kendisi de karı olsa zaten orospu olurdu. Gitti, bi tane salon diye adlandırdıgı ortasında koca bir kum torbası sallanan odaya, bi tane de kendi yatak odasına yaktı tütsüyü.
Telefon caldı. Telefonu alırken de kazıklamışlardı onu zaten, tuşları çok sikikti. Actı. Karşıdan duydugu sesin sahibi uzun suredir canını sıkıyordu. "Nerdesin şimdi sen? Taksi bulsana bi tane.."
kapattı, yine içi sıkıldı, "Uyumam lazım benim ya..."
Odasındaki sayılmayacak kadar gerı donusturulmus plastik siyah bira torbaları, onun en az dort katı bira kutusu ve şişesi, ilafsız nerdeyse her şişenin içinde tükürülüp söndürülmüş sigara izmaritleri, aylardır yıkanmamış yatak çarşafı, çarşaftan daha beter haldeki yastık kılıflarına baktı. "Heryer leş, bari bir tütsü yakayım."
Ondaki şans da eşek şansıydı belki de, kavgada puştun teki arkadan tekme atmasaydı omzu cıkmayacaktı en azından, tek derdi temiz bi dayak yemekti sadece. Birayı da kasayla almayı da bakkaldaki adamlar düşünüp de söylememişti. Zaten ev arkadaşlarına da kıllanıyodu. "Anca para veriyorum ama bir türlü ödenecek şeyler bitmiyo." Belki de ayakta yiyolardı onu.
Yıllardır hiç birşey düzgün gitmiyodu zaten. Sınavda iyi bi derece yaparak girdiği liseden yaptığı türlü aymazlıklardan sonra (gençlik işte) müdür yardımcısının nazik bir şekilde bi siktir git şu okuldan demesiyle ayrılmış olması o değerli diplomayı alamamasına sebep olmasına rağmen, üniversitede ülkenin iyi bölümlerinden birine girmesine de azıcık yardımı olmuştu, zaten yegane düzgün giden şey de su genel sınavlardı, bir şekilde oluyordu işte. Üstünden geçen sekiz yıl sonra da artık başka bir bokluk çıkmazsa girdiği bölümü de bitirmek üzereydi. Zaten bu sekiz yıl boyunca da başına gelmedik kalmamıştı. Liseden beri beraber olduğu hatun, ki ilk aşkıydı,ilk seviştiği, ilk aldatma denemesi yaptığı, tek serseri tarafının kendisi olduğunu düsündüğü kızdı. Gerçekten hayatının sonuna kadar beraber takılmayı düşünmeye başladığı sırada, hatun aniden başkasından hoşlandığını soyleyerek yokolmustu. Yıllardır kanserle savaşan annesini onceki yaz kaybetmişti, ne babasıyla ne kardeşiyle de cok bi arası yoktu zaten. Zaten başarısız olarak nitelendirilmeye başladığından beri miletin gerçek yüzü de ortaya cıkmıştı, babası zaten yuzune bakıp adam yerine koymuyodu, annesi bile sabahları guzelce uyandırmayı bırakmıştı. "işte" diyordu, "Sevgileri benim başarımdan ibaretmiş"
Dünyada kılanmadan sevdiği, yaptığı tek bir şeyi bile kötüye yormadıgı tek bir insan vardı, dayısı. O da kendisi gibi cok şanssızdı zaten. Yedi senedir beraber olduğu, ve gelenekçi bir aileden gelmiş olduğu için biraz da başına kalmış, takıldıgı hatunları bir kaç kere farketme noktasına geldiği için bir iki intihar intihar girişiminde bulunmuş, aşırı sayılabilecek düzeyde titizlik sapkınlığı bulunan bir karıyla evlenmek zorunda kalmıştı. Evlenmeden once ne guzel kendi kazandığı parasıyla içkisini müziğini alıp evin kirasını da ordan burdan buluşturup ödeyerek ölmeden gül gibi yaşıyordu işte. Şimdi kazandıgı iki kuruş parayı da ev ekonomisi adı altında düzenlenmiş bir dolap yüzünden gönlünce harcayamıyordu.
"Karıların hepsi orospu zaten" diye düşündü. Kendisi de karı olsa zaten orospu olurdu. Gitti, bi tane salon diye adlandırdıgı ortasında koca bir kum torbası sallanan odaya, bi tane de kendi yatak odasına yaktı tütsüyü.
Telefon caldı. Telefonu alırken de kazıklamışlardı onu zaten, tuşları çok sikikti. Actı. Karşıdan duydugu sesin sahibi uzun suredir canını sıkıyordu. "Nerdesin şimdi sen? Taksi bulsana bi tane.."
kapattı, yine içi sıkıldı, "Uyumam lazım benim ya..."
Subscribe to:
Posts (Atom)