Tuesday, August 17, 2010

sziget festivalinden notlar

Sziget festivali Budapeşte'de nehrin ortasındaki iki adadan biri olan Obudai (old buda demekmiş. bkz:wikipedia) adasında gerçekleşen bir haftalık müzik sanat kültür ortamı. 17 senedir düzenlenen bu festivalin 2010 versiyonuna ben de katılma şerefinde bulundum :) Ve hayatımdaki ilk planlı programlı ve bir gunden daha uzun süreli festival deneyimi olduğu için de, boyle uluslararası gençlik hippi müzik festivalinin de ne anlama geldiğini daha yeni anladım.
Ilk dikkatimi cezbeden durum herkesin bir çok mutlu ve neşeli oluşuydu. Sanırım bu festivalin doğası gereği olan bişi ama hollandadaki festivallerde bu sıcak neşeyi hissedebildiğimi pek söyleyemem. Belki de budapeste de hava sıcaktı bana ondan ole geldi.
İkincisi çılgın sayıda fransız vardı, ve bununla paralel bayagı ilginç soundları olan, isimlerini önceden hiç duymadığım fransız gruplar vardı, dinlediklerimin hepsini de beğendim garip bir şekilde.
Bunların yanında sayılarla konuşmak gerekirse festivalde 13 ayrı stage, her bir stagede gunde ortalama 6 grup oldugunu, ve festivalin 5 gun surdugunu düşünürsek, bu 390 ayrı performans eder, ben sadece 2 tum gün oradaydım ve toplasan 6 ayrı performansı bastan sona olmamak kaydıyla dinlemeyi başardım. Ortamda o kadar başka başka aktiviteler vardi ki, gun içinde plan yapıp bu gruptan sonra su steyce gidiyoruz diye karar verip yolda 5 ayrı yerde durup gitmemiz gereken yere hiç varamadığımız durumlar oldu. Alışveris sokakları, cılgın yemek ortamları, pole dance workshopları, bungee jumping, rope sliding, magic mirror diye garip gay videoları gösteren bir yer (dans gösterileri de olmuş diyolar ben göremedim), thai ve swedish masaj ortamları, nargile cafe, çesit cesit kokteyl (kovadan kokteyl içmek diye bir kavramla tanıştım) hazırlayan barlar, macar ve afrikan saç ördürme ortamları, vucut boyama, taş, top ve sopalarla çeşit çeşit oyunlar oynayabileceğin bir yer, disko barlar, küçük çaplı derneklerin ya da oğrenci toplulugu gibi oluşumların actığı standlar (mesela bir sepet vardı hayatının en önemli sorununu bir seyin üstüne yazıp sepete atıp kurtuluyordun), üstüne istediğini yazıp çizebileceğin panolar, ıncık cıncık birsuru şey vardi, ki ben butun festival alanını da gezmedim.
Bunların hepsinin yanında hava harikaydi. Bu yuzden herkes yarı çıplaktı. ve kalabalıklara baktığında gerçekten cok güzel bir görüntü oluşuyordu. Herkes mutlu neseli çıplak sorunsuz.. Müzik güzel şehir güzel hava güzel insanlar güzel..
Festivadeki iki günün öncesinde iki gün Budapeşte'yi gezdik. Peşt tarafı daha kalabalık sıkışık, parisin daha bir oryantal versiyonu gibi, random gizli yerlerde barları, retro gibim avlulu eski binaları, hiç anlayamadığın acayip yazılarla dolu dükkanları restoranları olan kısım. Buda tarafı ise daha ferah tepelik, eskiden kralların yaşadıgı, cok manyak tuna manzaralarına ve restore edilmis bir sürü sofistike tarihi binaya sahip kısım. Hiç durmadık sürekli gezdik, geberene kadar restoran tarihi ortamlar bar sokak dolandık, şehrin yine onda birini göremedik.
Hem gece hem gündüz vapura bindik, her ikisi de tam bir görsel şölendi. Tuna'ya bakan bütün sanatsal öneme sahip binalar (saraylar, parlemento binası, kiliseler..vb.) ve köprüler aydınlatılmış olduğundan gece ve gündüz nehirden geçmek tamamen ayrı tadlara sahip.
Budapestenın merkezinde buda tarafını pest tarafına baglayan 10'a yakın köprü var. Bunların bazıları ortadakı adaları da bağlıyor. Bunun yanında metrosu trami vapuru banliyo treni falan filan cılgın bir ulaşım çeşitliliği var. Ve sehrin ortasında teknik üniversite var..
Ağlamak istiyorum!
Sehir bitmedi, ve biz festivale gittik, ve festival daha da bi güzeldi..

Monday, April 19, 2010

Cakmak cakmak

"Kaslarimiz niye var?", diye sordu kucuk kiz annesine. Saclari gunes sarisi, gozleri bal rengiydi. Sanki, evinin etrafini cevreleyen ucsuz bucaksiz basak tarlalarinin, biz olumlulerin dunyasindaki yansimasiydi. Masumdu kucuk kiz, kirilgandi, orta anadolunun kizgin yaz gunesini sonsuz sinirsiz emmek icin basini goge kaldirmis bir basakti.
Anne gur, kara kaslarini kaldirdi, alnini kiristirdi. Dusunurken kalkan kaslari alninda derin izler birakmisti. Ova gunesinden kirisan goz kenarlari, alnindaki cizgilerle birlikte cakmak cakmak parlayan mavili elali gozlerini cevreliyordu. Tatminkar bir yanit buldugunda, nihayet yumusadi cehresi, gulumsedi dudaklari.
"Kaslarimiz", dedi, "kaslarimiz bizim kimligimizin bekcisidir."

Ne dereler vardi

Ne dereler vardi: dogdular gozlerinde, aktilar icimin en derin koselerine..
Ilik dag meltemleriyle isindi sulari, sefkatle. Denizini usutmemek icin, berrakligini kaybetmeden, engelleri seline katip, selalerden akip geldi..
Derindi deniz, sicakti. Nice renkli baliklarin, yakamozlarin, kayiklarin, kureklerin eviydi. Biricikti deniz.. Her parcasi birbirine bagliydi ya, dunyada tekti.
Gun geldi, devran dondu, dogmayi verdi gunes..
Bahari tasiyan mis kokulu ilik dag meltemi esmez oldu..
Yildizlar usudu, titredi, dogmayiverdi ay..
Buz gibi akti dere..
Usudu baliklar, usudu yakamozlar, usudu kiyilari birbirine baglayan emektar kayik.
Deniz usudu.
Yalnizdi deniz. Biricikti, essizdi ya, yalnizdi.

Monday, February 15, 2010

Internette Sosyallesme

Bilen bilir, cok siki bir anti-facebookcuyum. Ama yine bilen bilir, ne magazine, ne internette sosyallesmeye karsiyim. Peki madem, bu internette, daha spesifik olarak twitterda sosyallesme ne olmali, ne olmamali?

Ne olmamali:
- Imaj yaratma cabasi: Ben cok yer gezdim, iste fotograflari. Iste fotograflarim, cok guzel cikmisim di mi? Benim cok yabanci arkadasim var, buyrun listeme bakin. Hobilerim, ilgi alanim sonsuz, buyrun hobi listemde okudugum yazarlara, dinledigim muziklere, yaptigim sporlara bakin.
- Hayatin gidisati ile ilgili gereksiz bilgi paylasimi: Bugun kaka yaptim, resmine herkes baksin lutfen. Ayyy dun cok gec yattim, bu sabah zor kalktim vallahi.

Peki ya ne olmali:
- Buldugunu paylasmaca: Makaleler, fotograflar, programlar vs.
- Cevap aramaca: Barcelonada nerde kalmak, neler yapmak lazim, bilen var mi? xxx filmini nerden bulurum, bilen var mi?
-Hayatin gidisati ile ilgili luzumlu haber vermece: xxx tarihinde yyy'de olcam, haberiniz ola. mayista zzz plani var, ilgilenen beri gelsin.

Katilan, katilmayan?

Bekarim

Benimkini gonderdim memlekete, 1 hafta bekarim. Haftanin plani bol bol calisip kalan vaktilerde spor/film/internette vakit oldurmece. Bugunku konumuz da internette vakit oldurmecenin incelikleri.

Simdi hep sikayetimiz tatminli arkadasliklarinin sayisinin azligi. Yalniz biseyin farkina varmak lazim: devir degisti (e tabi celik de degisti :P). Sosyal paylasim yuzyuze iletisimden internete kayiyor cunku boylesi daha kolay. Hele bizim gibi gurbet insanlarina.

Simdi bu ise burun kiviran cok olur (hatta ben de kivirirdim da internetten sevgili yaptigimdan beri bu hakkimi kaybettim). Tabii ki herkes anlasip oynascagi arkadaslarini yaninda ister. Ama hadi diyelim ki bulamadi. Ne yapsin? O kadar kotu mu bu internet iletisimi, dozunda tutulup hayattan kopmadikca?

Simdi bu kadar rasyonelleştirme neden? Twitter'a giriyorum. Sansimi bir de orda deneyecegim de ondan. Vaktinde kitap okumanin da bos gezenin bos kalfasi aktivitesi sayildigini saygiyla hatirlatir, nice mutlu gunler dilerim.

Wednesday, January 20, 2010

uzun zaman

Agustostan berı yazmıyormusum, koca bir kıtayı bir gecede geçtikten sonra yine soguk memleketime geri dondum bir üçüncü kışa hazırlanmak için. Şimdi o kışın ortasındayım. Artık cok sıkıldım. İçimdeki baskıcı guneş ve deniz delisi manyaga artık söz geçiremiyorum.
Benden konuşmaktan vazgeçelim, biraz hayattan bahsedelim. Insan yedisinde neyse yetmişinde de odur derler ya hiç yalan dememişler. Herkes hep aynı sanırım, ve sadece aynı olduklarını unuttukları için veya anlamsız yere gelişmeyi bekliyor oldukları için mutsuzlar. Hep aynı kalacağımızı kabullenebilsek ve cocuk gibi yaşamaktan utanmasak hiç bir sorun kalmayacak. Cocukların her yaptığı affedilir ya, ceza almazlar, o cocuktur cunku, buyuklerin ne farkı var ki? Bu kadar sorun birileri başka birilerinin cocuk gibi davranmasını çekememesi yüzünden oluyor. Sonra insanlar ölüyor, savaşlar cıkıyor. Nasıl buraya geldim ya? İşte temelde herkes cocuk ve aslında kimsenin kimseyi takmaması gerekiyor. Niye hippiler gibi yaşayamıyoruz ya? Cok güzel olurdu bea.
Daha sık yazacağım.