Monday, August 31, 2009

salınım

anam tamamen hormonal yaşamaya basladım ben ya.. Nedensiz mutlu ve nedensiz mutsuzum.. cok aptalca.. Ben istemem bole olmasını bu ne yaa..

Monday, August 10, 2009

Tuesday, August 4, 2009

await

Bu limana kayıklar geliyor, gidiyor, bu liman günler belki de yıllar sonra gelip de saklanacak gemiyi bekliyor.

Kaç katman var ki şu psychimizde? Kaç tane git gel var? En içerdeki hangisi?

Sunday, July 26, 2009

sevgili'nin dünyası

Kafanda dallandırıp budaklandırdığın cevapları aslında olmayan binlerce soruyu bir gün bir şekilde anlayacagım umuduyla bir gün vahiy inmesini beklerken, en cok yanında olan ve guya en cok şeyi paylaşman gereken kişi senin için ne ifade eder?
Bir tek, kadın olduğum için beni moronlaştıran hormonel dalgalanmalarım var. Bu dalagalanmalar yüzünden oluşan ilkel duygusallaşma nöbetlerim, ilgi/şefkat beklentim, ve önüne geçilmez hamile kalma/cocuk yapma isteğim olmasa, peygamber olabilirdim.
Sevgili de bana göre başka bi işe yaramaz. Kadın insanını, duygu dalgalanmalarına göre şerbet vererek hoş tutacak, bir yandan da çaktırmadan üzerinde kendi ihtiyaçlarını giderecek bir erkek tam tamına sevgilidir. E tabi, kadının ilgi beklentisi genelinde erkeğin ihtiyaçları da birbiriyle örtüşmekte çoğu alanda, eh ne güzel ilkel ilkel paylaşıyoruz...
Buradaki benim sıkıntım ne? Şu zamana kadar sevgililik kavramından beklediğim şey bu değildi, ama işte artık vazgeçtim.
Benim sevgililik kavramından beklediğim, abartılmış haliyle natural born killers gibi bişiydi. Belki de tam süper örnek olmadı ama aklıma film gelmiyor. Ya da fear and loathing in las vegas ama benicio del toro karı olacak. Yani, basitçe gerzek ilkel beş duyu ve sıvı paylaşımından öte, beraber bişi olabilmekti. Hayatım, akşın filmi gibi olmadığından sevgilim ile paylaştığım şeyler beraber yaratabildiklerimizin ötesine geçemiyor, ve beraber yaratabileceğin şeylerin hacmi de bu dünya şartları altında, karşılaşabileceğin süper uygun insan sayısı, zamanın yeterliliği, yapilabilme potansiyeli olan manyaklıkların ortaklaşma ihtimali falan gibi değişkenlerle göt kadar kalıyor. Ya aslında aberaber manyaklaşalim da demiyorum, filmler yüzünden ole bir hava oluştu. Tek sorunum, bir ilişkide şu gerzek ilkel içgüdü paylaşımlarının ötesine geçebilmek. Bir insanla beraber olmanın nedeni yalnız kalmamak olmamalı. Asgari düzeyde paylaşalım, benim ona onun bana ihtiyacı var, hayat zaten zor, birbirimizin masaj aleti olalım, sarılma yastığı olalım, buna gıcıgım

Thursday, July 16, 2009

24

Bir sene daha gecmis. Artik yaslar ozenle dogum gununde degil, herkesle birlikte yeni yilla degisiyor. Bekledigim bir yas, bitmesini bekledigim bir donem de yok. Ha 24 ha 30. Hayatim bu. Artik yasimi saymiyorum. Sorulunca hesaplamam gerekiyo. Yine de bu dogumgunu iskencesini cekmem gerekecek. Sanki cok ozelmis gibi birilerinden kutlamalar jestler beklenecek. Halbuki gecen sene naaptim? Istanbulda yazin ortasinda bardaktan bosanircasina yagmaya karar veren yagmuru benden ayiran catinin altinda, beyaz deri bir koltukta tek basima oturdum. Bu sene ne yapcam? Ise gidicem, tesadufen bu tarihte bulusmaya karar veren bir takim eski arkadaslarla yemege cikcam. Neyseki kendi dogumgunu pastani kendin alip insanlara yedirdigin bir ulkedeyim ki pasta yiyip azicik tebrik dinliycem. Ve bu sirada yalnizligima, beni aramayanlara, elalem istese daglari oynatip benle 10 dakka konusmak icin kicinin ustunde oturmayanlara aglamamam gerekcek. Acaba bu tarihi yeryuzunden silip bi daha icinde bulunmamak icin ne yapmaliyim?

Saturday, July 4, 2009

basit

İnsan neden bir anda cok sık rüya görmeye başlar? Sanırım cok uyumaya başladım. Insanın hayatında herşey cok hızlı değişmeye başladıysa ve aslında bunu kendi isteğiyle yapmıyorsa, depresyon yine seni sıcak kollarıyla sarmalamaya başlıyor. Neyi gerçekten kendim yapmak istedim ki? Neyi sadece kendim için yaptım? Yaptığım şeylerin hangisini gerçekten yapmak istiyordum? Hepsinin cevabı hiçbiri.

Hayat, başarı ve gurur hikayesi mi olmalı? Yaptığın ve yapacağın herşey kendin belirlediğine inandığın ( kişilik falan, ne olduğu da belli değil) bir referansa gore adil, mantıklı, ve gerekli, ve doğru mu olması gerekiyor ille? Sıçayım, kaç yıldır bunu yapmaya çalışıyorum, mutlu muyum hayır.. Huzurluyum evet ama sadece o referans ne ise ona gore dogru yaptıgıma kendimi inandırdığım için huzurluyum. Evet olması gereken mantıklı kişiliğime göre herşeyi doğru yaptım. Ya da yaptığıma kendimi inandirdim. Kendime göre gururlu ve adilim. Ve mutlu değilim.

Ne zaman olacak kafamdaki hayalini kurduğum şey? Denize yakın bir bahçe? Küçük bir tostçu ya da turşucu? Çocuklar cok cok tane? Ne anlamı var ki, hayatın en temelinin içinde en basitin içinde değilsen? Teorilerle kafamı yormaktan bıktım. Butun olup bitene dışardaki idealize edilmiş hayatından bakmak. Bekar ozgur iyi standardlarda iyi standardları olan bir ülkede yaşayan yüksek eğitimli günümüzün kadını vay be. Biliyorsun, herşeyi eğitiminin getirdiği bilinç düzeyiyle doğru düzgün yorumlayabiliyorsun. Çevrendeki basit şeylerle mutlu olan ve yine basit şeylerle üzülen kızan insanları görüyorsun. Işte, basit. Kime acınmalı ki şu halde? Basit yaşayamayacak kadar üstün insan statüsüne çıkmış, her yaptığı hareket en ince düşüncesi bile o kendi yarattığı karmaşık ust duzey kişiliğine uyması gereken insana mı, yoksa başına gelen herşeyi ya da yaptığı herşeyi en temel tepkilerle dışarı vurabilen, mutlulugu mutluluk gibi, acıyı da acı yaşayabilen insana mı? Ben nasıl bu hale geldim?

Çıkıp gidesim var ama bu kendimi koydugum super insan triplerinden nasıl kurtulacağımı bilmiyorum. Artık dilime işledi. Basit cümle kuramıyorum. Aha kurdum. Aha tekrar kurdum. Bu yazının kafamdaki karmaşık şeyleri anlatmasına gerek yok cunku aslında kafamdaki şeyler komplex değil. Ben onları cümleye çevirirken komplexleştiriyorum. Hay kendime sıçayım.

Bilim öğrenmeye çalışırken aptal beyninin de öğrendiğin sey gibi karmaşık birşey oldugunu zannediyorsun ama değil. Aslında öğrendiğin şey de karmaşık değil sadece sen aptalsın. Ne güzel bir sonuca vardım. Aslında tam bir aptal oldugum için herşeyin cok komplex oldugunu zannediyorum. Ve aslında o basit yaşayan insanlar herşeyin basit oldugunu anlayacak kadar zekiler ve gerçekten acınması gereken insan benim. Bu birşeyi çözdü mü? Hayır. Mutlu muyum? Tabi ki hayır.

Saturday, May 23, 2009

yeniden

Hayati kesfetme zamaninin yavastan gecmeye basladigini farkediyorum. Yaslanip yakinda olecegini bilmek cok garip bir duygu olmali. Belki de oyle bir duygu yok, olecegin ana kadar hic inanmiyorsun, ve oluyorken de hic tahmin etmeyecegin kadar huzurlu/mutlu/heyecanli/sevincli oluyorsun. sonrasi yok iste, farketmiyorsun belki de. Belki de kac kere olduk. Belki de sonsuza kadar yasayacagiz. Zaman iki boyutlu mu yoksa harbiden?

Ozlemek yine doldurdu icimi, buna artik kaybetmisligin verdigi vazgecmislikle bakiyorum, evet ozledim ve cozumu yok. Hayatin kesfi coktan bitti, biliyorum. aci olan, daha hayati kesfederken, hayatin kesfi bittiginde yapacagim diye aldigim kararlari uygulayamiyor olmam, cunku isler planladigim gibi olmadi, ya da hayal ettigim gibi diyelim. hayat da bir sanat iste, bendeniz hayatimin sanatcisi kabiliyet dusmani bir tutunanlar saksakcisi resmin orta yerine sicti, haliyi yine kapkara boyadi, ve yine en bastan baslamaya zamani kalmadi, daha gercegi, her zamanki gibi macasi yemedi. Kuyrugu kicinin arasinda hayati bitirmek ne kadar tatmin edici tartismaya gerek yok. kuyrugun kicimin arasinda olmadigi bir zaman varmiydi diye dusundugumde aklima tek gelen an,bunu anlatamam, unutsam daha iyi galiba, cunku kuyruk kicimin arasinda...

Bu da boyle bitecek iste, cirpinmis, kaybetmis, vazgecmis, basitlige secde etmis, yokolmus bitmis.

Wednesday, May 6, 2009

siradan

geri donusu olmayan bir karar vermek gururlu (en azindan kendine aciklayamadigi seyleri yapmayan) ve hayatta hicbirseye 100% inanmayan birisi imkansiz kelimesinin icat edilme sebebidir.

ben herzaman muallakta yasamak istiyorum sanirim bunu seviyorum, gocebe genlerimden gelenbirsey heralde, hic bilememek gelecekte ne olacagini ve bu yuzden hep umut beslemek ve hayatin kotu bile olsa hic etkilenmemek, cunku gelecek bir gun gelecek ne oldugunu bilmiyorum ama guzel olacagina yurekten inaniyorum. simdiye kadar da pek sasirtmadi aslinda, hayatim cok cok fena degil,az fena, eh o da bana yetiyor..

Friday, March 27, 2009

Cuma Aksami Evde Oturanlar

http://www.lauradawn.net/mp3/Laura_Dawn-I_Would.mp3

Thursday, February 12, 2009

Moda

Kadinlarin yuksek topuklu ayakkabi giymeye baslamalari ekonomik kriz gostergesiymis.

Moda kavraminin hastasiyim. Cok hosuma gidiyor bu kadar insanin bir araya gelip bir tarzin estetik olduguna karar verip sonra o tarza uymaya calismalari. Ortak bir caba, insanligi birlestiren bir diger ugras. Sanatin topluma inmesi, kendini ifade etmenin materyal disa vurumu. Ortak bir dil icinde farkliligini ortaya koyma cabasi. Oyle ki farkli tarzlarin bile gunun modasinin bir parcasi olmasi. Farkli olcam diye, ya da estetik buluyorum ve moda beni baglamaz diye 1800lerden kalma korseli, derin yuvarlak dekolteli, kabarik etekli, dantelli bir elbiseyle dolasan biri gordunuz mu hic etrafta?

Sahip olunan esyanin, sahibinin fikir butunlugne dair bir onerme icermesinin once halka sonra gunluk kullanima dair esyalara inmesiyle kendini bu kavramdan soyutlayarak topluma dahil olmanin bir yolu kalmadi. Delinin biri kuyuya tasi atti. Pek de fena birsey yapmadi.

Bireyin kendini toplumun tek duzeliginden kurtarmaya calistigi, dogudan batiya herkesin bir ornek olmaktan korktugu, 1984lerin, We'lerin yazildigi, cok okundugu, cok konusuldugu bir cagda yasiyoruz. Herkesin bir blogunun (bkz. ben), kitabinin, web sayfasinin oldugu, bir sekilde hali hazirda bilinenden farkli bir sey dusundugumuzu buldugumuzu sandigimiz, sesimizi kitlelere duyurmaya calistigimiz bir cag. Hal boyleyken modayi yadirgamak, esyaya ideoloji yuklemeyi yadirgamak niye?

Modanin bir diger guzel yani da zamani gelince eski akimlari isitip isitip onumuze koymalari. Gecmisi antikalarda, muzelerde falan degil, sokaklarda, gunluk hayatta anmanin, yaratilan kultur birikiminin sonraki nesillere aktarilmasinin eglenceli bir yolu.

Seviyorum modayi, takipteyim. Modayi takip ederim ama kendime yakisani giyerim felsefesinin siki bir savunucusuyum. Bu lafi sagda solda soyleyenlerin ne kadar onemli bir noktaya parmak bastiklarinin farkinda olduklarini sanmiyorum. Giysi alisverisimin/iphoneumun alternatif ve mukemmel kisiligime golge dusurdugunu dusunup davranislarimi enetellektuel temellere oturtmaya calismiyorum. Vallahi calismiyorum. Modayi takip ettiren low level icgudunun fena birsey olmadigini anlatmaya calisiyorum. Boyle.

Sunday, January 18, 2009

şifreler

yorgunum..
yapmam gereken şeyler hiç bitmiyor. Hatta ölümcül olmayan şeyleri de çoğunlukla es geçiyorum.. listeler hiç bitmiyor. Bilmem gereken o kadar şey, ve hergün tekrarlamam gereken artık ezberlediğim milyonlarca şey. Kafamda yerleşmiş bildiğimin bile farkında olmadığım yüzlerce şey, ve daha bilmediğim öğrenmem gereken daha cok şey... ne kadar cok şey var.. bu kadar işin arasına da değişiklik sokuşturmaya çalışmak belki de kendi sonumuzu kendimize hazırlattırıyor. Sonuç: yoruluyorum, bedenimi beynimi eskitiyorum ve geçen zamanla eskiyorum ve bedenimi öldürüyorum.

unutmakla unutmamak arasında, neyi unutmam neyi unutmamam gerektiğini bile düşünürken yoruluyorum. keşke beynimizin de folderları olsa, cırt delete...

Thursday, January 8, 2009

Bir vs Iki

Sanayi devrimi, dunya savaslari derken kadinin ekonomik ozgurlugunu kazanmasi, iki cinse esit haklar, ozgurlukler taninmasi, kadinin yasamin temel gerekliliklerini kendi kendine saglayabilecek guce erismesi ve sonucunda bir erkekle romantik iliskisinden beklentilerinin degismesi. Modern romantik iliskilerin yapisi hizla degisiyor. Dogruya karar vermek icin gecmis orneklere bakmak, anneni dinlemek yetmiyor.

Ask artik turun devaminin saglanmasi, sonraki neslin devaminin saglanmasi icin evrilmis bir duygu degil. Artik ask arac degil amac. En azindan hayatimizin bir doneminde.

Is boyle olunca evlilik kurumunun kurallarinin sorgulanmasi, yenilenmesi gerekiyor. Kari-koca bir tek anne-baba degil. Ayrilirlarsa cocuklari olmeyecek, cocuk annesinden ya da babasindan mahrum kalmayacak. Esleri bir arada tutan sey cocuk olmamali rasyonel duzlemde. Bir arada kalmak istegi olmali. Bu istegin gerekcelerini maddelendirmeyecegim. Her iliskinin kendisine, degerlendirmek bir ucuncu kisiye dusmez pek. Su durumda yasal evlilik anlasmasinin bozulmak istenmesi durumunda gitmek isteyenin onune 5 dakikadan fazla ugrasmasini gerektircek burokrasi konulmasin. Ici coluk cocuk falan diye suclulukla doldurulmasin. Kalanlarin da isteyerek kaldiklarina dair bir suphe kalmasin.

Wednesday, January 7, 2009

Bir sabah erken

Bir adam vardı. Kendi deyimiyle lanet hayatının lanet gunlerinin lanet saatlerinden birindeydi yine. Aylar once aynı anda daldıgı bes kişiden yedigi dayak sonucu cıkan omzu hala agrıyordu. Saat sabahın körü, daha yarım saattir uyuyabilmişti. Genelikle uyuyamıyordu zaten, içerek sızmadıgı gunleri sayabiliyodu artık, belki de artık sayamıyodu cunku son normal uykuya daldıgı gunu hatırlamıyor bile olabilirdi.

Odasındaki sayılmayacak kadar gerı donusturulmus plastik siyah bira torbaları, onun en az dort katı bira kutusu ve şişesi, ilafsız nerdeyse her şişenin içinde tükürülüp söndürülmüş sigara izmaritleri, aylardır yıkanmamış yatak çarşafı, çarşaftan daha beter haldeki yastık kılıflarına baktı. "Heryer leş, bari bir tütsü yakayım."

Ondaki şans da eşek şansıydı belki de, kavgada puştun teki arkadan tekme atmasaydı omzu cıkmayacaktı en azından, tek derdi temiz bi dayak yemekti sadece. Birayı da kasayla almayı da bakkaldaki adamlar düşünüp de söylememişti. Zaten ev arkadaşlarına da kıllanıyodu. "Anca para veriyorum ama bir türlü ödenecek şeyler bitmiyo." Belki de ayakta yiyolardı onu.

Yıllardır hiç birşey düzgün gitmiyodu zaten. Sınavda iyi bi derece yaparak girdiği liseden yaptığı türlü aymazlıklardan sonra (gençlik işte) müdür yardımcısının nazik bir şekilde bi siktir git şu okuldan demesiyle ayrılmış olması o değerli diplomayı alamamasına sebep olmasına rağmen, üniversitede ülkenin iyi bölümlerinden birine girmesine de azıcık yardımı olmuştu, zaten yegane düzgün giden şey de su genel sınavlardı, bir şekilde oluyordu işte. Üstünden geçen sekiz yıl sonra da artık başka bir bokluk çıkmazsa girdiği bölümü de bitirmek üzereydi. Zaten bu sekiz yıl boyunca da başına gelmedik kalmamıştı. Liseden beri beraber olduğu hatun, ki ilk aşkıydı,ilk seviştiği, ilk aldatma denemesi yaptığı, tek serseri tarafının kendisi olduğunu düsündüğü kızdı. Gerçekten hayatının sonuna kadar beraber takılmayı düşünmeye başladığı sırada, hatun aniden başkasından hoşlandığını soyleyerek yokolmustu. Yıllardır kanserle savaşan annesini onceki yaz kaybetmişti, ne babasıyla ne kardeşiyle de cok bi arası yoktu zaten. Zaten başarısız olarak nitelendirilmeye başladığından beri miletin gerçek yüzü de ortaya cıkmıştı, babası zaten yuzune bakıp adam yerine koymuyodu, annesi bile sabahları guzelce uyandırmayı bırakmıştı. "işte" diyordu, "Sevgileri benim başarımdan ibaretmiş"

Dünyada kılanmadan sevdiği, yaptığı tek bir şeyi bile kötüye yormadıgı tek bir insan vardı, dayısı. O da kendisi gibi cok şanssızdı zaten. Yedi senedir beraber olduğu, ve gelenekçi bir aileden gelmiş olduğu için biraz da başına kalmış, takıldıgı hatunları bir kaç kere farketme noktasına geldiği için bir iki intihar intihar girişiminde bulunmuş, aşırı sayılabilecek düzeyde titizlik sapkınlığı bulunan bir karıyla evlenmek zorunda kalmıştı. Evlenmeden once ne guzel kendi kazandığı parasıyla içkisini müziğini alıp evin kirasını da ordan burdan buluşturup ödeyerek ölmeden gül gibi yaşıyordu işte. Şimdi kazandıgı iki kuruş parayı da ev ekonomisi adı altında düzenlenmiş bir dolap yüzünden gönlünce harcayamıyordu.

"Karıların hepsi orospu zaten" diye düşündü. Kendisi de karı olsa zaten orospu olurdu. Gitti, bi tane salon diye adlandırdıgı ortasında koca bir kum torbası sallanan odaya, bi tane de kendi yatak odasına yaktı tütsüyü.

Telefon caldı. Telefonu alırken de kazıklamışlardı onu zaten, tuşları çok sikikti. Actı. Karşıdan duydugu sesin sahibi uzun suredir canını sıkıyordu. "Nerdesin şimdi sen? Taksi bulsana bi tane.."
kapattı, yine içi sıkıldı, "Uyumam lazım benim ya..."