Friday, October 31, 2008
Zeytinyagli etli lahana dolmasi
Ruyamda gordum. Bizim evde zeytinyagi sicak yemekte kullanilmaz aslinda. Lahana dolmasini da son iki senede yalnizca bir kere yedim. Sevmedigimden degil, yapmasi, bulmasi zor oldugundan. Bizim evin dolmalari kirmizi olmaz. Yesil olur. Iclerine salca basilmaz. Ama ruyamda gorduklerim turuncuydu. Kiymasi, Adana yemeklerini aratmayacak gibi, iyice kavrulmustu, icinde sogani, sarmisagi ve bol baharati vardi. Zeytinyagli ve salcaliydi. Tadi da cok guzeldi. Denesem ruyamdaki gibi olur mu acaba?
Seninle ilgili sorumluluk almak istiyorum
Basliktaki soz Gozde'ye ait. Isterse hikayesini de anlatair bu cumleyi sarfetmesinin. Kendi bilecegi is. Soylenen kisiye bu kadar anlam ifade etti mi bilmiyorum ama benim icin cok boyutta anlamli ve cok guzel bir soz. Sorumluluk kavrami beni inanilmaz dusunduren bir kavram bu aralar. Her tasin altindan cikiyor. Kafamda evirip cevirdigim insan iliskileri, arkadaslik, sevgi, ask, her turlu iliski gelip bu kavrama takiliyor. Dengeleri tam kuramiyorum, sorunlara dogru bir yanitim, bir cozumum yok. Madde madde dusunduklerim bunlar.
1- Begenildigini/sevildigini bilmenin sorumlulugu. Bunu bildikten sonra seven insana hoyratca davranmak sansi kalmiyor. Hayal kirikligina ugratmanin, kirmanin mumkun oldugunu bilince, bunu goz ardi ederek davranmak mumkun olmuyor, olmamali en azindan. Bu sorumluluk insanin kendi secimiyle degil, karsisindaki insanin secimiyle gelen bir sey. O yuzden sevilene yuk olma olasiligi var, duygular yeterince karsilikli degilse. Durumu tersine cevirdigimizde ise, birine yuk olmamak, begeni/sevgi bildirmeme tercihinin sebebi. Bu nedenlerle, beni sevdigini soyle demek "seninle ilgili sorumluluk almak istiyorum".
2- Birini sevdigini/begendigini bildirmenin sorumlulugu. Birini sevdiginizi soylediginiz zaman, buyuk ihtimalle o kisinin ilk savunma kalkaninin icine girmis oluyosunuz. Sevilen kisi sizinle daha cok sey paylasiyor, size daha cok anahtar veriyor. Zaten sevdiginizi karsi tarafa iletmenizin amaci bu anahtarlara ulasabilmek. Birinin size guvenmesini sagladiktan sonra, onun canini acitmamak yine bir sorumluluk. Bu nedenle seni seviyorum demek "seninle ilgili sorumluluk almak istiyorum".
Sorumluluktan kastim bir yuk, sevimsiz bir ugras/is degil. Sorumluluktan kastim "aaa dusunmemistim"in artik bir bahane olamayacagi durum. Bir farkindalik durumu yani. Verilen sozun tutulmaya calisilmasi, bir ozen. Karsi tarafi kirmanin sizi de kiracagi hal. Kotu bir sey degil sorumluluk, ama riskli. Bu riski goze almaya deger kilan sey ise sevilen/begenilen kisiyle paylasilanlarin cogalmasi. Bu yuzden cok saklamamak gerekiyor biriyle ilgili iyi dusunceleri. Bir yandan da tutarsiz, dengesizseniz ya da karsi tarafla bir denge icinde olabilececginize dair verileriniz yoksa atese atmak da atlamak anlamsiz. Dinamik bir denge saglanmali arada. Verileri okumakta ve degerlendirmekte, kendinizi dinlemekte ustalasmak gerekiyor.
Bu sebeplerden kati kurallar(im) bircok yerde oldugu gibi burda da ise yaramiyor. Insanlara oyle davranilmaz boyle davranilir diyemiyorum, desem de vakti gelince kendimle celisiyorum. Bir yandan da baskalarini parmaklarinda oynatan insanlara inanilmaz sinirleniyorum. Ruyalarima giriyolar, elim kolum baglaniyor, caresizlesiyorum. Belki yapilabilecek en iyi sey ufak perturbasyonlarin sonuclarina bakip, sonuc hatali oluyorsa baska bir yol denemek. Bir nevi system identification. Bu yontemi uygulamaya koyabilmek icin hatalari affedebilmek gerekiyor, dusunduklerini soyleyebilmek, insanlari silmemek, kati, kuralci olmamak. Sadece iyi niyetli olmaya calismak. Zor yani. Hem kendimden hem karsimdaki insanlardan bunu beklemek zor. O yuzden, bastan da soyledigim gibi, cozumum yok. Sadece hayata ve insanlara karsi iyi niyetini kaybetmeyenlere duydugum hayranlik var.
Sekkiz.
1- Begenildigini/sevildigini bilmenin sorumlulugu. Bunu bildikten sonra seven insana hoyratca davranmak sansi kalmiyor. Hayal kirikligina ugratmanin, kirmanin mumkun oldugunu bilince, bunu goz ardi ederek davranmak mumkun olmuyor, olmamali en azindan. Bu sorumluluk insanin kendi secimiyle degil, karsisindaki insanin secimiyle gelen bir sey. O yuzden sevilene yuk olma olasiligi var, duygular yeterince karsilikli degilse. Durumu tersine cevirdigimizde ise, birine yuk olmamak, begeni/sevgi bildirmeme tercihinin sebebi. Bu nedenlerle, beni sevdigini soyle demek "seninle ilgili sorumluluk almak istiyorum".
2- Birini sevdigini/begendigini bildirmenin sorumlulugu. Birini sevdiginizi soylediginiz zaman, buyuk ihtimalle o kisinin ilk savunma kalkaninin icine girmis oluyosunuz. Sevilen kisi sizinle daha cok sey paylasiyor, size daha cok anahtar veriyor. Zaten sevdiginizi karsi tarafa iletmenizin amaci bu anahtarlara ulasabilmek. Birinin size guvenmesini sagladiktan sonra, onun canini acitmamak yine bir sorumluluk. Bu nedenle seni seviyorum demek "seninle ilgili sorumluluk almak istiyorum".
Sorumluluktan kastim bir yuk, sevimsiz bir ugras/is degil. Sorumluluktan kastim "aaa dusunmemistim"in artik bir bahane olamayacagi durum. Bir farkindalik durumu yani. Verilen sozun tutulmaya calisilmasi, bir ozen. Karsi tarafi kirmanin sizi de kiracagi hal. Kotu bir sey degil sorumluluk, ama riskli. Bu riski goze almaya deger kilan sey ise sevilen/begenilen kisiyle paylasilanlarin cogalmasi. Bu yuzden cok saklamamak gerekiyor biriyle ilgili iyi dusunceleri. Bir yandan da tutarsiz, dengesizseniz ya da karsi tarafla bir denge icinde olabilececginize dair verileriniz yoksa atese atmak da atlamak anlamsiz. Dinamik bir denge saglanmali arada. Verileri okumakta ve degerlendirmekte, kendinizi dinlemekte ustalasmak gerekiyor.
Bu sebeplerden kati kurallar(im) bircok yerde oldugu gibi burda da ise yaramiyor. Insanlara oyle davranilmaz boyle davranilir diyemiyorum, desem de vakti gelince kendimle celisiyorum. Bir yandan da baskalarini parmaklarinda oynatan insanlara inanilmaz sinirleniyorum. Ruyalarima giriyolar, elim kolum baglaniyor, caresizlesiyorum. Belki yapilabilecek en iyi sey ufak perturbasyonlarin sonuclarina bakip, sonuc hatali oluyorsa baska bir yol denemek. Bir nevi system identification. Bu yontemi uygulamaya koyabilmek icin hatalari affedebilmek gerekiyor, dusunduklerini soyleyebilmek, insanlari silmemek, kati, kuralci olmamak. Sadece iyi niyetli olmaya calismak. Zor yani. Hem kendimden hem karsimdaki insanlardan bunu beklemek zor. O yuzden, bastan da soyledigim gibi, cozumum yok. Sadece hayata ve insanlara karsi iyi niyetini kaybetmeyenlere duydugum hayranlik var.
Sekkiz.
Monday, October 20, 2008
Ego
Bokumla kavga ediyorum biliyorum ama farkettim ki sevmedigim yonlerimi saklamaya calismak olmadigini iddia ettigim egomun varliginin kaniti. Su satirlari okuyacak uc besinin farkinda olarak buraya yazdigim, begenip publish post tusuna bastigim birseyi sonradan silmek, hata yaptigini kabul etmemek, en genis anlaminda. Belki bir kismi sadece icimden atmis olmak icin, bir kismi tartismaya acilsin diye, bir kismi yargi, bir kismi ileti ama en onemlisi hepsi birileri beni tanisin diye. Ne kadar sevmesem, bile bile yanlis anlatmaya hakkim yok, daha dogrusu amacladigim sey bu degil. Iste buyrun o zaman:
Pink, of you i think
Takdir edilmeyi bekleyip takdir etmemek, sevildigini duymayi bekleyip sevdigini soylememek nasil bir celiski, bencillik, iki yuzluluk? Sevildigini acik ve net duymadan varsaymayan, bazen duysa da inanmayan, inansa da cabucak bu sozun gecerliligini yitirdigini dusunen ben degil miyim?Begenimi bildiremememin bircok sebebi var. Bu sebepleri tek tek yazacagim ki yaptigim sey bencillikse, iki yuzlulukse kendimi degistirmeye calisayim. Yok sadece hayatta sectigim ve acik bir yanlisi olmayan bir yolsa aynen devam edeyim.1-Begenmenin sorumlulugu: Birini toptan begenmek buyuk bir sorumluluk degil mi? Yaptigi herseyi dogru, yerinde bulmak, takdir etmek. Boyle biri olabilir mi? Cozumu sadece begendigim seyi ovmek olabilir. Bunu uc asagi bes yukari yapiyorum zaten.2-Birilerini sevmek: Bircok insani seviyorum. Hani birinden bahsederken aslinda iyi cocuk, ici iyi gibi laflar edilir ya. Evet, iyiler gercekten. Ben de severim hepsini. Sebepsiz yere severim. Sadece tanistigim icin severim. Bu gruptakilerin zaten sevildiklerini duymaya cok ihtiyaclari oldugunu sanmiyorum.3-Birini sevmek: Konuyla ilgili deneyimim bir kisiye yonelik. Sevgilime, sevgilim oldugu zamanlarda, hatta beni terk ettiginde bile, acik ve sik onu sevdigimi soyluyordum. Burda da bir sorun yok demekki.Sorun nerde peki? Kimlere onlari sevdigimi soylemekte zorlaniyorum? Neden zorlaniyorum? Anneme bunu neden soyleyemiyorum mesela? Seviyorum halbuki. Elestirdigim yonleri var, o ayri. Hele bir de soyle deyince. Hadi Irmak, bir annecim seni seviyorum de. O nasil bir sikintidir, nasil bir iskencedir. Cok sevdigim arkadaslarima sonra. Durup dururken aska gelip, 'seni seviyorum xx!' demekten de bahsetmiyorum. Kucuk iltifatlar, tesekkurler, sevgi belirten sifatlar yeterli olur ama gorunen o ki ben bunu bile esirgiyorum o uc bes insandan. Ya da soylemek icin kendimi zorlamam gerekiyor, nefesimi tutmam, send tusuna basmak icin kendi kendime meydan okumam. Peki neden?1-Reddedilmek korkusu: Annemin sevgimi reddedecek hali yok. Cekip giden sevgilisinin eldeki reddinden korkmayan ben neden beni sevdiklerini tahmin ettigim arkadaslarimdan cekineyim? Ote yandan belki arkadas durumunda... bilemedim.2-Soyledigin lafin sonsuza kadar arkasinda durmak gerekliligini hissetmek: Sanirim bu sebeplerden biri. En azindan sevgi ve begenimden emin olmadan soyleyememenin sebebi.3-The l word: Amerikan filmlerindeki Amerikalilarin hic hoslanmadigim bir diger kavrami. Birine onu sevdigini soyleyince ona karsi korumasiz kalcagini dusundugun icin hic soylememeyi secmek. Bunu yapiyorsam eger, sebep buysa, tuh bana. Korkarim yaptigim bu. Aman Allahim!!! Gak, gak, gaaaaak.4-Yanlis anlasilmak: Karsi cinse sevgi, ilgi belirtmek ince is. Oyle karsi cinsler var ki karsi mi hem mi unut gitsin. Onlarla olunca herkes cinsiyetsiz. Ama herkesle oyle olmuyor iste. Ya sana bir zamanlar birseyler hissetmis, ya da senin hissettigin, insanlarin hakkinizda atip tuttugu, bir sekilde aklina onun karsi cins oldugunun kazindigi insanlar var. Oyle ki bir yandan sevgili olmak dusuncesinin icini disina cikardigi ama bir yandan da neden hayatinizin hicbir doneminde sevgili olmadiginizi dusundugun insanlar. Simdi bu insanlara nasil sevgi belirtilir? Aklindan bu kadar cok sey gecip de hicbirini tartisamazken, sevgi kavraminin icine neleri koydugunu kendin bile bilmyorken sevgi ima eden sozler nasil cikar agizdan? Benim durumumda cikmaz. Bu insanlar itinayla elestirilir, yerilir, sevmiyorum seni mesaji benimsetilir. Bir kismiyla iletisim kesilir, emek verilmis arkadaslik, donemin anilariyla birlikte kaybolur gider. Baska bir cozumu olmali bu durumun. Buyumek gibi, diyet yapmak degil saglikli beslenmeyi ogrenmek gibi. Karsi cinsle arkadas olabilmeyi ogrenmek yani. Baska duygularin varligini reddetmek yerine, bu duygulari benimseyip aranizda bir kadin-erkek iliskisi olmayacagini kabullenmek mesela. Dozunu kacirmadan sevgi alip sevgi vermek. Somurmemek. Ki en zoru bu heralde hayatta, herhangi birsey icin. Somurmemek. Gunu somurmemek, geceyi somurmemek, lezzetleri, sarkilari somurmemek. Uykudan bayilcak hale gelmeden yataga girebilmek de bu kapsamda incelenebilir.Bununla birlikte arada sirada bir dile ait deyim-soyleyis baska bir dile nasil cevirilir diye dusunurum, bazen gereklilikten (msn'de top resminin yanina yazdigim hop hop Irmak'i Hollandali birine cevirmek) bazen geyikten. Gecenlerde aklima gelen soyleyislerden biri pembe, gonlum sende idi. Ilk ceviren ben miyim bu sozu bilemem ama sonuc hosuma gitti.
Yesil
Benim gibisini bulamazsin demistim. Bulamazsin. Cok farkliyim ben. En az herkesin herkesten oldugu kadar, belki biraz daha fazla farkli. Sarisinim, muhendisim, makina muhendisiyim ve hep oyle olmak istedigim icin oyleyim. Yumurtayi kirmadan once kabugunu yikarim ben. Onca zaman ictenlikten uzak komplimanlar degildiyse soylediklerin, guzelim. Daha iyisini hayal edemeyecegin kadar guzelim. Tutarliyim, dusunmeyi severim. Kafam muhendis gibi calisir ve bu acidan iyi calisir, bilirsin. Bej-bordo Lowa botlarim var, yaz kis giyebilirim, bir de beyaz-laci ponton deri Converse spor ayakkabilarim. Ponton'un sevimlilik ve yuvarlak hatlilik anlatan bir yansima sozu olmasinin yaninda Mercedes'in bir modeli oldugunu bilirim. Cok iyi araba kullanirim. Allah'a inanmam, olasiliga ve dolayisiyla entropiye inanirim. Benim gibisini bulamazsin, bulma da zaten. Bulmana gerek yok. Benden daha uzun, daha zayif, daha az inatci, daha mutlu, daha cok yasama istegiyle dolup tasan, daha evcimen, daha hanim hanimcik, daha az muhendis, daha az dusunup daha cok is yapan birni bul. Yeni bulcagin insan benden kotu olacagindan degil, benden farkli olacagindan, sana daha uygun olacigindan bul benden farkli birini. Bul ki benim de senin gibi birini bulmam gerekmedigine dair elimde bir kanit daha olsun. Olsun ki takilip kalmayayim artik. Uzuluyorum cunku.
Pink, of you i think
Takdir edilmeyi bekleyip takdir etmemek, sevildigini duymayi bekleyip sevdigini soylememek nasil bir celiski, bencillik, iki yuzluluk? Sevildigini acik ve net duymadan varsaymayan, bazen duysa da inanmayan, inansa da cabucak bu sozun gecerliligini yitirdigini dusunen ben degil miyim?Begenimi bildiremememin bircok sebebi var. Bu sebepleri tek tek yazacagim ki yaptigim sey bencillikse, iki yuzlulukse kendimi degistirmeye calisayim. Yok sadece hayatta sectigim ve acik bir yanlisi olmayan bir yolsa aynen devam edeyim.1-Begenmenin sorumlulugu: Birini toptan begenmek buyuk bir sorumluluk degil mi? Yaptigi herseyi dogru, yerinde bulmak, takdir etmek. Boyle biri olabilir mi? Cozumu sadece begendigim seyi ovmek olabilir. Bunu uc asagi bes yukari yapiyorum zaten.2-Birilerini sevmek: Bircok insani seviyorum. Hani birinden bahsederken aslinda iyi cocuk, ici iyi gibi laflar edilir ya. Evet, iyiler gercekten. Ben de severim hepsini. Sebepsiz yere severim. Sadece tanistigim icin severim. Bu gruptakilerin zaten sevildiklerini duymaya cok ihtiyaclari oldugunu sanmiyorum.3-Birini sevmek: Konuyla ilgili deneyimim bir kisiye yonelik. Sevgilime, sevgilim oldugu zamanlarda, hatta beni terk ettiginde bile, acik ve sik onu sevdigimi soyluyordum. Burda da bir sorun yok demekki.Sorun nerde peki? Kimlere onlari sevdigimi soylemekte zorlaniyorum? Neden zorlaniyorum? Anneme bunu neden soyleyemiyorum mesela? Seviyorum halbuki. Elestirdigim yonleri var, o ayri. Hele bir de soyle deyince. Hadi Irmak, bir annecim seni seviyorum de. O nasil bir sikintidir, nasil bir iskencedir. Cok sevdigim arkadaslarima sonra. Durup dururken aska gelip, 'seni seviyorum xx!' demekten de bahsetmiyorum. Kucuk iltifatlar, tesekkurler, sevgi belirten sifatlar yeterli olur ama gorunen o ki ben bunu bile esirgiyorum o uc bes insandan. Ya da soylemek icin kendimi zorlamam gerekiyor, nefesimi tutmam, send tusuna basmak icin kendi kendime meydan okumam. Peki neden?1-Reddedilmek korkusu: Annemin sevgimi reddedecek hali yok. Cekip giden sevgilisinin eldeki reddinden korkmayan ben neden beni sevdiklerini tahmin ettigim arkadaslarimdan cekineyim? Ote yandan belki arkadas durumunda... bilemedim.2-Soyledigin lafin sonsuza kadar arkasinda durmak gerekliligini hissetmek: Sanirim bu sebeplerden biri. En azindan sevgi ve begenimden emin olmadan soyleyememenin sebebi.3-The l word: Amerikan filmlerindeki Amerikalilarin hic hoslanmadigim bir diger kavrami. Birine onu sevdigini soyleyince ona karsi korumasiz kalcagini dusundugun icin hic soylememeyi secmek. Bunu yapiyorsam eger, sebep buysa, tuh bana. Korkarim yaptigim bu. Aman Allahim!!! Gak, gak, gaaaaak.4-Yanlis anlasilmak: Karsi cinse sevgi, ilgi belirtmek ince is. Oyle karsi cinsler var ki karsi mi hem mi unut gitsin. Onlarla olunca herkes cinsiyetsiz. Ama herkesle oyle olmuyor iste. Ya sana bir zamanlar birseyler hissetmis, ya da senin hissettigin, insanlarin hakkinizda atip tuttugu, bir sekilde aklina onun karsi cins oldugunun kazindigi insanlar var. Oyle ki bir yandan sevgili olmak dusuncesinin icini disina cikardigi ama bir yandan da neden hayatinizin hicbir doneminde sevgili olmadiginizi dusundugun insanlar. Simdi bu insanlara nasil sevgi belirtilir? Aklindan bu kadar cok sey gecip de hicbirini tartisamazken, sevgi kavraminin icine neleri koydugunu kendin bile bilmyorken sevgi ima eden sozler nasil cikar agizdan? Benim durumumda cikmaz. Bu insanlar itinayla elestirilir, yerilir, sevmiyorum seni mesaji benimsetilir. Bir kismiyla iletisim kesilir, emek verilmis arkadaslik, donemin anilariyla birlikte kaybolur gider. Baska bir cozumu olmali bu durumun. Buyumek gibi, diyet yapmak degil saglikli beslenmeyi ogrenmek gibi. Karsi cinsle arkadas olabilmeyi ogrenmek yani. Baska duygularin varligini reddetmek yerine, bu duygulari benimseyip aranizda bir kadin-erkek iliskisi olmayacagini kabullenmek mesela. Dozunu kacirmadan sevgi alip sevgi vermek. Somurmemek. Ki en zoru bu heralde hayatta, herhangi birsey icin. Somurmemek. Gunu somurmemek, geceyi somurmemek, lezzetleri, sarkilari somurmemek. Uykudan bayilcak hale gelmeden yataga girebilmek de bu kapsamda incelenebilir.Bununla birlikte arada sirada bir dile ait deyim-soyleyis baska bir dile nasil cevirilir diye dusunurum, bazen gereklilikten (msn'de top resminin yanina yazdigim hop hop Irmak'i Hollandali birine cevirmek) bazen geyikten. Gecenlerde aklima gelen soyleyislerden biri pembe, gonlum sende idi. Ilk ceviren ben miyim bu sozu bilemem ama sonuc hosuma gitti.
Yesil
Benim gibisini bulamazsin demistim. Bulamazsin. Cok farkliyim ben. En az herkesin herkesten oldugu kadar, belki biraz daha fazla farkli. Sarisinim, muhendisim, makina muhendisiyim ve hep oyle olmak istedigim icin oyleyim. Yumurtayi kirmadan once kabugunu yikarim ben. Onca zaman ictenlikten uzak komplimanlar degildiyse soylediklerin, guzelim. Daha iyisini hayal edemeyecegin kadar guzelim. Tutarliyim, dusunmeyi severim. Kafam muhendis gibi calisir ve bu acidan iyi calisir, bilirsin. Bej-bordo Lowa botlarim var, yaz kis giyebilirim, bir de beyaz-laci ponton deri Converse spor ayakkabilarim. Ponton'un sevimlilik ve yuvarlak hatlilik anlatan bir yansima sozu olmasinin yaninda Mercedes'in bir modeli oldugunu bilirim. Cok iyi araba kullanirim. Allah'a inanmam, olasiliga ve dolayisiyla entropiye inanirim. Benim gibisini bulamazsin, bulma da zaten. Bulmana gerek yok. Benden daha uzun, daha zayif, daha az inatci, daha mutlu, daha cok yasama istegiyle dolup tasan, daha evcimen, daha hanim hanimcik, daha az muhendis, daha az dusunup daha cok is yapan birni bul. Yeni bulcagin insan benden kotu olacagindan degil, benden farkli olacagindan, sana daha uygun olacigindan bul benden farkli birini. Bul ki benim de senin gibi birini bulmam gerekmedigine dair elimde bir kanit daha olsun. Olsun ki takilip kalmayayim artik. Uzuluyorum cunku.
Sunday, October 19, 2008
geçmiş ve gelecek
Nerdeyiz, ne yaptık ve ne yapıyoruz? Hayatın bütününde bir anlam aramaya kalkıştığında, işte şu aşağıladığımız sahiplenmelerden başka anlamlı ne bulunabilir diye soruyorum ve hep bundan başka birşey arıyorum. Hayat ille de anlamlı mı olması gerekiyor? benim yaşamımın sokaktaki evsiz bir ayyaşın yaşamından farkı ne? Şu yaşamak dediğimiz zımbırtıyı anladığımı, onu yorumladığımı, karmaşık sorunlarla uğraşıp karmaşık kararlar aldığımı, aşık olup da felsefenin dibine düştüğümü, herşeyi genelleyip insan denen varlığı çözdüğümü, bir insanın nasıl yaşaması gerektiği konusunda şimdiye kadar öğrendiğim tüm bilimsel kültürel sosyal ıvır zıvırla muhteşem yorumlar yapabildiğimi, en azından bu kadar yoğun ve yorgun olmasam yapabileceğimi zannediyorum. Aslında bir bok bildiğim yok işte... dönüp aranıp yine o ilkel idime dönüyorum. Çocukları gorunce bi acayip oluyorum, kendime acıklayamıyorum, beni belki de hiç zannettiğim kadar sevmemiş olan adamlarla yaşadığım ilişkileri ah evrenin en derin, en büyülü, en bunalım, en hastalıklı, en takıntılı, en anlaşılmaz paylaşımlarıydı diye yüceltip yüceltip duruyorum. Aslında bi bok yok işte, kendini kendinden cıkardığında her zaman sıfırsın, ve başkalarını kendinden cıkarmaya calışmak da en büyük kandırmaca.
Yaşadiğin yaşamın nıtelıklı olup olmamasını geçip de, nasıl nitelikli hale getirebiliriz, nitelikli bir hayat nasıl olmalı sorusuna cevap aramaya da çalışıyorum. ılk aklıma meslek geldi. Insanların mesleği olmalı mı? meslek denılen seyın temelınde cidden toplumdakı gorev gıbı seyler mı yatıyor yoksa sadece para kazanmak mı? Geçinmekten paranın mına koymaya kadar gıden bır aralıkta ben nerdeyim? Yaptığın mesleğin fiyatı neye göre belirleniyor? Topluma kattığı değere göre olmadığı kesin. Bunu bilmiyorum. mesleğini sevmek neye gore belirleniyor? yaptıgın işe gore aldiğin paranın seni tatmin etmesi mi? yoksa, yaptıgın seyin bir yerlerde bir işe yaradıgını gorebilmek mi?
ıkıncısı aile. herkes aileye ihtiyac duyuyor mu? ben hep hayatında hiç evlenmemiş insanların biraz anormal oldugunu düşünürdüm, topluma ait değillermiş gibi. gel gör, ben de su anda o ınsanlara benzemeye baslıyorum, anormalleşiyorum, sacma bir insan kıvamına geliyorum. 5-10 sene once nasıl bir adamla evleneceğim konusunda hep bi hayalim vardı, kesin birileriyle evlenecektim, bır nişan bohçam olacaktı, ilk dantelli geceliğim, bir bond cantası ıcınde en son moda cılgın catal bıcak takımlarım, annemın ordugu havlu kenarı, banyo lifi, sabun kesesi, pamuk kutusu takımı... say say bitmez. ole klasık bir evliliğim ve uc bes sene sonra da bir iki cocugum olacagını zannedıyordum. cocuguma mektup yazıyodum 16 yasındaydım..
şimdi 25 yasındayım ve ne topluma bısı kazandıran ne de maasının benı tatmın ettıgı bır işim var, ne ailem ne kocam ne cocugum var. hayatın anlamı nerde baslıyor nerde bitiyor? Hıc bılmıyorum. Mutlu muyum? aslında mutluyum, cnku herkes gibi gunun getirdiği anlamsız sorunları cozerek zaman geçiriyorum, aynı bır cocugun annesı gıbı, bankada calısan bır memur gibi, sokaktakı evsız ayyaş gibi. kim daha cok mutlu ? evet bunu da bilmiyorum..
Yaşadiğin yaşamın nıtelıklı olup olmamasını geçip de, nasıl nitelikli hale getirebiliriz, nitelikli bir hayat nasıl olmalı sorusuna cevap aramaya da çalışıyorum. ılk aklıma meslek geldi. Insanların mesleği olmalı mı? meslek denılen seyın temelınde cidden toplumdakı gorev gıbı seyler mı yatıyor yoksa sadece para kazanmak mı? Geçinmekten paranın mına koymaya kadar gıden bır aralıkta ben nerdeyim? Yaptığın mesleğin fiyatı neye göre belirleniyor? Topluma kattığı değere göre olmadığı kesin. Bunu bilmiyorum. mesleğini sevmek neye gore belirleniyor? yaptıgın işe gore aldiğin paranın seni tatmin etmesi mi? yoksa, yaptıgın seyin bir yerlerde bir işe yaradıgını gorebilmek mi?
ıkıncısı aile. herkes aileye ihtiyac duyuyor mu? ben hep hayatında hiç evlenmemiş insanların biraz anormal oldugunu düşünürdüm, topluma ait değillermiş gibi. gel gör, ben de su anda o ınsanlara benzemeye baslıyorum, anormalleşiyorum, sacma bir insan kıvamına geliyorum. 5-10 sene once nasıl bir adamla evleneceğim konusunda hep bi hayalim vardı, kesin birileriyle evlenecektim, bır nişan bohçam olacaktı, ilk dantelli geceliğim, bir bond cantası ıcınde en son moda cılgın catal bıcak takımlarım, annemın ordugu havlu kenarı, banyo lifi, sabun kesesi, pamuk kutusu takımı... say say bitmez. ole klasık bir evliliğim ve uc bes sene sonra da bir iki cocugum olacagını zannedıyordum. cocuguma mektup yazıyodum 16 yasındaydım..
şimdi 25 yasındayım ve ne topluma bısı kazandıran ne de maasının benı tatmın ettıgı bır işim var, ne ailem ne kocam ne cocugum var. hayatın anlamı nerde baslıyor nerde bitiyor? Hıc bılmıyorum. Mutlu muyum? aslında mutluyum, cnku herkes gibi gunun getirdiği anlamsız sorunları cozerek zaman geçiriyorum, aynı bır cocugun annesı gıbı, bankada calısan bır memur gibi, sokaktakı evsız ayyaş gibi. kim daha cok mutlu ? evet bunu da bilmiyorum..
Saturday, October 18, 2008
Unutmak
Bir suredir unutmaktan sikayetciyim. Anilarimi, eski dusuncelerimi, eski bilgilerimi, vardigim sonuclari unutuyorum ve bu beni cok rahatsiz ediyor. Eski gunluklerimi duzenli bir sekilde yok ettigim icin ulasamiyorum unuttuklarima. Bazen unuttugum seyleri, onceden paylasmis oldugum insanlarin hafizalrindan toplamaya calisiyorum ama pek verim alabildigim soylenemez. Bu yuzden yeniden basladim yazmaya. Yine bir gunluk aldim, google documentsta gunluk diye bir klasor actim ve de bu blogda yazilar yazmaya basladim. Ayrica msn'in history kaydetmece secenegini actim. Ve farkettim ki tarih tekerrurden ibaretmis. Yazdiklarimin sonu yine yok edilmekmis. Unutmak kendime katlanmak icin sectigim bir yolmus. Sanirim Nilgun Marmara soylemis, kaydetmek hem sevincli hem aciymis. Unutmayinca utaniyormusum. Kendimi sevmiyormusum. Bu yuzdenmis.
Saturday, October 11, 2008
ya disindasindir cemberin ya da...
Amenable kelimesi fransizca mener ya da amener kokunden gelmekte ve amener kelimesi to lead, to drive anlamina geliyor. amenable de bu yuzden able to be led anlaminda, yani gudulebilir, amin diyen insanlar da tanri tarafindan gudulmeyi kabul etmis insanlar, istedikleri seyin tanri izin vermedigi surece olmayacagini kabul etmisler. Black sheep ise distinguished anlamina geliyo, digerlerinden farkli, eskiden distinguished sir diye baslanma olayi varmis mesela mektuplarda, ama iyi anlami zamanla yokolmus, simdi distinguished kelimesinin kotu bir anlami var, topluma uymayan, strange ve yanlis. dinleri insan gutmek icin yaratanlar bizi bu carktan cikarmamaya ugrasiyorlar, ortacagdan daha vahim bir durumdayiz , farkinda misiniz? Ve bu yuzden bu ortama uyamadigi icin kendini hep ezilmis hisseden karakoyunlarin gercegi farkedip buna karsi gelmeleri gerekiyor.
Thursday, October 9, 2008
Empati - Adam Fawer
ya bu arada empati denen kitabı bir yerlerden edinin okuyun, ya evet dümdüz hollywood filmi gibi ama hoşumuza gidenleri var lütfen kabul edelim..
Wednesday, October 8, 2008
Sahiplenme konusundaki düşüncelere 100% katılmakla beraber, gıcık olma konusundaki yorumuna cok katılmadım. Neden? Çunku herkesin kendine ait bir mutlu olma ya da kendini yüceltme, ya da kendini zengin hissetme yontemi var. Bunu da çevresindeki somut varlıkları benimseyerek kendinden sayarak bir çeşit kendi küçük krallıklarını kuran ve belki de sadece bu sekilde mutlu olmayı öğrenmiş ve sadece bunu yapabilen insanlar var. Bir de kendimi de dahil edebileceğim bir tür insan grubu olan aslında yalnız, ama hayatı boyunca cevresindeki insan, esya ve ortamla paylaşmış oldugu şeylere (hatırlayabildiği kadar) vefa göstermek adını verdiğim bir çeşit sahiplenme denemeyecek ama işte belki organik bağ denebilecek bir duygu besleyen alçakgönüllüler ya da boşvermişler var. Ama bu iki grubun karşılaştırılabimesi imkansiz çünkü bu tür insanlara toplumun her tür kesiminde rastlanıyor. Eğitim seviyesi, ekonomik şartlar, kültürel yapı.. hey bre, cık, cözümü yok, istatistiki sonuçlar cıkartmaya cok uğraştım.
Ama ne var, zamanında bir şekilde organik bağ kurduğun şeylerle tekrar iletişime geçtiğin anda da mutlu oluyosun işte, bu cok da önüne geçilebilecek birşey değil. Ama ne var ki, senin organik bağ kurup da sahiplenmediğin şeyleri, başkaları hiç de senin kadar emek vermemişken ve gerçekte ne bok oldugundan bile haberi yokken senden cok sahiplenmesi... evet canını yakıyo, ama ne diyoruz, sen biliyon ya, yeter..
Ama ne var, zamanında bir şekilde organik bağ kurduğun şeylerle tekrar iletişime geçtiğin anda da mutlu oluyosun işte, bu cok da önüne geçilebilecek birşey değil. Ama ne var ki, senin organik bağ kurup da sahiplenmediğin şeyleri, başkaları hiç de senin kadar emek vermemişken ve gerçekte ne bok oldugundan bile haberi yokken senden cok sahiplenmesi... evet canını yakıyo, ama ne diyoruz, sen biliyon ya, yeter..
Saturday, October 4, 2008
Bir cagin sonu
Baktik ki bu blog macerasi herkesin atildigi bir macera, ortamda okunamayacak kadar cok yazi var, biz susalim dedik. Gerci belki yine dayanamaz birseyler yazariz, blog o yuzden oldugu gibi duracak ama, bizden hayatin anlamini, Turkiye'yi kurtaracak careyi, basarili sosyal yaratiklar oldugumuza dair kanit niteliginde fotografli ani yazilari beklemeyin anacim. Cok uzulmeyin sevgili sadik okurlar!(???)
Sadece googleda arandiginda varolduguna dair kanit olsun diye bir iki kavram eklemek istiyorum guzide yazimin altina: (varolusun sanal ortama dusmesiyle ilgili kastirmayin beni)
-Okuzun koku. Cumle icinde: yok artik, okuzun koku! (sahiplenmeyeyim ama sanirim sahsimin bulusudur)
-Icine Levent Kirca kacmak (ki bir Ege Kayacan bulusudur)
-Aklima gelmisken gaylik kurumuyla mor renk arasindaki baglantiyla ilgili cevremdeki ilk espri de bana aittir kanimca. Yillar sonra donup dolasip baska birinden duydugumda acaba ben yaymis olabilir miyim diye dusunmustum.
Kavramlari sahiplenmek ustune de bir kucuk savunma yazisi. Iyi ki kapatacaktik di mi blogu. Soyle diyelim sagda solda duyurmayacagiz. E niye ortak alanda madem? Niye yazilar sadik okuyucuya hitaben? Demek umut baki. Bir de kendi kendine calip oynamak sikici be ablam. (Hayir Turkce klavyem yok.)
Aslinda konu genel. Ama iletisim kolayligi acisindan ornek uzerinden ilerleyelim. Ornegimiz de Modern Sabahlari sahiplenmek olsun. Bilmeyenler icin Modern Sabahlar radyo odtunun hafta ici sabah programi. Ben lise 1den mi yalan olmasin 2den mi beri dinlerim. Ankara'dayken sabah sayelerinde uyanirdim. Artik uyanamiyorum zaten. Sonra odtulu oldum, bu adamlarla yillarca ayni mahallede bulundum. Uclu amfide sohbetlerine katildim program ekibinin. Medeni cesaret ve sahiplenme duygusu eksikligi nedeniyle ben soramasamda, Senol tiplemesini kimin yaptigina dair gelen soruyu yuksek sesle ve cesitli bas haraketleriyle onayladim. Ege kizdi bu soruya ve grupca Fahir diye yanitlayip bizi yemeye calistilar, o ayri. Sonra universite son sinif dolaylari, ilgili insanla karsilikli yazisma donemlerimizde, program araciligiyla, birbirmize caktirmadan (ki ayni arabanin icindeydik bu sirada) Ankara'ya duyurduk biz seviyoruz birbirimizi diye, bir ozel gosterim bileti kazancaz diye. O haftanin geri kalani her sabah programi arayip turlu cesit maymunluk yapmamiz da cabasi.
Bu kadar sizi ilgilendirmeyen ani anlatmamin bir sebebi var evet. Ama paragrafi atladiysaniz ozeti benim bu programla bir gecmisim var. Daha suslu, rukus, yasca buyuk cumleler sevenler icin, benim bu programla tek yonlu de olsa organik bir bagim var. (kullanmak icin yer aradigim bir diger kelime..)
Ben sahiplenme yanlisi biri degilim. Modern sabahlari da sahiplenmem. Eksikligini de hissetmem. Sevgilimi de sahiplenmem, okulumu da bolumumu de. Annemi, babami, kardesimi sahiplenirim. (yadsinamaz kan bagi) Fikirlerimi de sahiplenmem. Esyalarimi da sahiplenmemeye calisiyorum. Ulkeleri, milliyetleri, kimlikleri, arkadaslari da sahiplenmem. Ama benim sahiplenmediklerimi birileri sahipleniyor. Buna da engel olmam, olamam ama gicik olurum. Gicik ola ola da gicik bir insan olurum, ki oldum da. Ama gicikligimin sebeplerini biraz anlatabildiysem belki icim rahat olur.
Sekkiz.
Sadece googleda arandiginda varolduguna dair kanit olsun diye bir iki kavram eklemek istiyorum guzide yazimin altina: (varolusun sanal ortama dusmesiyle ilgili kastirmayin beni)
-Okuzun koku. Cumle icinde: yok artik, okuzun koku! (sahiplenmeyeyim ama sanirim sahsimin bulusudur)
-Icine Levent Kirca kacmak (ki bir Ege Kayacan bulusudur)
-Aklima gelmisken gaylik kurumuyla mor renk arasindaki baglantiyla ilgili cevremdeki ilk espri de bana aittir kanimca. Yillar sonra donup dolasip baska birinden duydugumda acaba ben yaymis olabilir miyim diye dusunmustum.
Kavramlari sahiplenmek ustune de bir kucuk savunma yazisi. Iyi ki kapatacaktik di mi blogu. Soyle diyelim sagda solda duyurmayacagiz. E niye ortak alanda madem? Niye yazilar sadik okuyucuya hitaben? Demek umut baki. Bir de kendi kendine calip oynamak sikici be ablam. (Hayir Turkce klavyem yok.)
Aslinda konu genel. Ama iletisim kolayligi acisindan ornek uzerinden ilerleyelim. Ornegimiz de Modern Sabahlari sahiplenmek olsun. Bilmeyenler icin Modern Sabahlar radyo odtunun hafta ici sabah programi. Ben lise 1den mi yalan olmasin 2den mi beri dinlerim. Ankara'dayken sabah sayelerinde uyanirdim. Artik uyanamiyorum zaten. Sonra odtulu oldum, bu adamlarla yillarca ayni mahallede bulundum. Uclu amfide sohbetlerine katildim program ekibinin. Medeni cesaret ve sahiplenme duygusu eksikligi nedeniyle ben soramasamda, Senol tiplemesini kimin yaptigina dair gelen soruyu yuksek sesle ve cesitli bas haraketleriyle onayladim. Ege kizdi bu soruya ve grupca Fahir diye yanitlayip bizi yemeye calistilar, o ayri. Sonra universite son sinif dolaylari, ilgili insanla karsilikli yazisma donemlerimizde, program araciligiyla, birbirmize caktirmadan (ki ayni arabanin icindeydik bu sirada) Ankara'ya duyurduk biz seviyoruz birbirimizi diye, bir ozel gosterim bileti kazancaz diye. O haftanin geri kalani her sabah programi arayip turlu cesit maymunluk yapmamiz da cabasi.
Bu kadar sizi ilgilendirmeyen ani anlatmamin bir sebebi var evet. Ama paragrafi atladiysaniz ozeti benim bu programla bir gecmisim var. Daha suslu, rukus, yasca buyuk cumleler sevenler icin, benim bu programla tek yonlu de olsa organik bir bagim var. (kullanmak icin yer aradigim bir diger kelime..)
Ben sahiplenme yanlisi biri degilim. Modern sabahlari da sahiplenmem. Eksikligini de hissetmem. Sevgilimi de sahiplenmem, okulumu da bolumumu de. Annemi, babami, kardesimi sahiplenirim. (yadsinamaz kan bagi) Fikirlerimi de sahiplenmem. Esyalarimi da sahiplenmemeye calisiyorum. Ulkeleri, milliyetleri, kimlikleri, arkadaslari da sahiplenmem. Ama benim sahiplenmediklerimi birileri sahipleniyor. Buna da engel olmam, olamam ama gicik olurum. Gicik ola ola da gicik bir insan olurum, ki oldum da. Ama gicikligimin sebeplerini biraz anlatabildiysem belki icim rahat olur.
Sekkiz.
Thursday, October 2, 2008
Belki de cok buyuk birşey değildir
Yaşlanmak acaba artık birşeyler hissetmek için yavaş yavaş daha cok şeye ihtiyacın olmaya başlaması mıdır?
Ağlak bir müzik olmadan ağlayamamak, hiç birşeyi bole icten bir kahkaha atacak kadar komik bulamamak, adam gibi sinirlenemeyip adam gibi sevinememek...
Belki de artık yaşlanıyo olduğumuzu içimize sindirip zevk almaya başladığımız başka şeyler olduğunu farketmemiz gerekiyo. Eskiden yaptığımız şeylerden artık zevk almıyo olduğumuzu görmek, bunalıma girdiğimizi göstermez, sadece yaşlandık o kadar..
Biraz daha fazla konfor, biraz daha fazla sükunet, biraz daha fazla cay, biraz daha fazla sigara...
Eh, hayat tabi ki daha zor, farketmedim belki ama artık cocuk ben cok uzaklarda kaldı, niye hala dun gibi hatırlıyorum? Çok cabuk bitti. Ve artık büyük adam işleri ile uğraşıyorum, koca adamların dünyasında onlarla savaşıyorum, ve zor, ve daha cok cay ve sigaraya ihtiyaç duyuyorum. Aslında büyümek (aslında yaşlanmak) pek bana göre değilmiş ya. Sorumluluk kocaman bir canavar, beni hırpalıyor.
Artık birileri beni teletubbylerdeki lala'ya benzetince seviniyorum. Aha, ne güzel hala cocuk gibiyim. Keşke, hocam da bana aa ne güzel lala gibi olmuşsun, gel bugun oyun hamurlarıyla moleküller yapalım, kimya ne demektir en baştan başlayalım dese. Hatta onu bile demese, hadi git parkta oyna dese.
Ya bir insan hayatı boyunca 24 saat cocuk gibi yaşayamaz mı? Yok mu böyle bi hakkı? Devlet bence bakımını üstlenmeli cocuk olarak yaşamaya karar veren insanların. Evet, cok mantıklı..
Ağlak bir müzik olmadan ağlayamamak, hiç birşeyi bole icten bir kahkaha atacak kadar komik bulamamak, adam gibi sinirlenemeyip adam gibi sevinememek...
Belki de artık yaşlanıyo olduğumuzu içimize sindirip zevk almaya başladığımız başka şeyler olduğunu farketmemiz gerekiyo. Eskiden yaptığımız şeylerden artık zevk almıyo olduğumuzu görmek, bunalıma girdiğimizi göstermez, sadece yaşlandık o kadar..
Biraz daha fazla konfor, biraz daha fazla sükunet, biraz daha fazla cay, biraz daha fazla sigara...
Eh, hayat tabi ki daha zor, farketmedim belki ama artık cocuk ben cok uzaklarda kaldı, niye hala dun gibi hatırlıyorum? Çok cabuk bitti. Ve artık büyük adam işleri ile uğraşıyorum, koca adamların dünyasında onlarla savaşıyorum, ve zor, ve daha cok cay ve sigaraya ihtiyaç duyuyorum. Aslında büyümek (aslında yaşlanmak) pek bana göre değilmiş ya. Sorumluluk kocaman bir canavar, beni hırpalıyor.
Artık birileri beni teletubbylerdeki lala'ya benzetince seviniyorum. Aha, ne güzel hala cocuk gibiyim. Keşke, hocam da bana aa ne güzel lala gibi olmuşsun, gel bugun oyun hamurlarıyla moleküller yapalım, kimya ne demektir en baştan başlayalım dese. Hatta onu bile demese, hadi git parkta oyna dese.
Ya bir insan hayatı boyunca 24 saat cocuk gibi yaşayamaz mı? Yok mu böyle bi hakkı? Devlet bence bakımını üstlenmeli cocuk olarak yaşamaya karar veren insanların. Evet, cok mantıklı..
Subscribe to:
Posts (Atom)