Kafanda dallandırıp budaklandırdığın cevapları aslında olmayan binlerce soruyu bir gün bir şekilde anlayacagım umuduyla bir gün vahiy inmesini beklerken, en cok yanında olan ve guya en cok şeyi paylaşman gereken kişi senin için ne ifade eder?
Bir tek, kadın olduğum için beni moronlaştıran hormonel dalgalanmalarım var. Bu dalagalanmalar yüzünden oluşan ilkel duygusallaşma nöbetlerim, ilgi/şefkat beklentim, ve önüne geçilmez hamile kalma/cocuk yapma isteğim olmasa, peygamber olabilirdim.
Sevgili de bana göre başka bi işe yaramaz. Kadın insanını, duygu dalgalanmalarına göre şerbet vererek hoş tutacak, bir yandan da çaktırmadan üzerinde kendi ihtiyaçlarını giderecek bir erkek tam tamına sevgilidir. E tabi, kadının ilgi beklentisi genelinde erkeğin ihtiyaçları da birbiriyle örtüşmekte çoğu alanda, eh ne güzel ilkel ilkel paylaşıyoruz...
Buradaki benim sıkıntım ne? Şu zamana kadar sevgililik kavramından beklediğim şey bu değildi, ama işte artık vazgeçtim.
Benim sevgililik kavramından beklediğim, abartılmış haliyle natural born killers gibi bişiydi. Belki de tam süper örnek olmadı ama aklıma film gelmiyor. Ya da fear and loathing in las vegas ama benicio del toro karı olacak. Yani, basitçe gerzek ilkel beş duyu ve sıvı paylaşımından öte, beraber bişi olabilmekti. Hayatım, akşın filmi gibi olmadığından sevgilim ile paylaştığım şeyler beraber yaratabildiklerimizin ötesine geçemiyor, ve beraber yaratabileceğin şeylerin hacmi de bu dünya şartları altında, karşılaşabileceğin süper uygun insan sayısı, zamanın yeterliliği, yapilabilme potansiyeli olan manyaklıkların ortaklaşma ihtimali falan gibi değişkenlerle göt kadar kalıyor. Ya aslında aberaber manyaklaşalim da demiyorum, filmler yüzünden ole bir hava oluştu. Tek sorunum, bir ilişkide şu gerzek ilkel içgüdü paylaşımlarının ötesine geçebilmek. Bir insanla beraber olmanın nedeni yalnız kalmamak olmamalı. Asgari düzeyde paylaşalım, benim ona onun bana ihtiyacı var, hayat zaten zor, birbirimizin masaj aleti olalım, sarılma yastığı olalım, buna gıcıgım
Sunday, July 26, 2009
Thursday, July 16, 2009
24
Bir sene daha gecmis. Artik yaslar ozenle dogum gununde degil, herkesle birlikte yeni yilla degisiyor. Bekledigim bir yas, bitmesini bekledigim bir donem de yok. Ha 24 ha 30. Hayatim bu. Artik yasimi saymiyorum. Sorulunca hesaplamam gerekiyo. Yine de bu dogumgunu iskencesini cekmem gerekecek. Sanki cok ozelmis gibi birilerinden kutlamalar jestler beklenecek. Halbuki gecen sene naaptim? Istanbulda yazin ortasinda bardaktan bosanircasina yagmaya karar veren yagmuru benden ayiran catinin altinda, beyaz deri bir koltukta tek basima oturdum. Bu sene ne yapcam? Ise gidicem, tesadufen bu tarihte bulusmaya karar veren bir takim eski arkadaslarla yemege cikcam. Neyseki kendi dogumgunu pastani kendin alip insanlara yedirdigin bir ulkedeyim ki pasta yiyip azicik tebrik dinliycem. Ve bu sirada yalnizligima, beni aramayanlara, elalem istese daglari oynatip benle 10 dakka konusmak icin kicinin ustunde oturmayanlara aglamamam gerekcek. Acaba bu tarihi yeryuzunden silip bi daha icinde bulunmamak icin ne yapmaliyim?
Saturday, July 4, 2009
basit
İnsan neden bir anda cok sık rüya görmeye başlar? Sanırım cok uyumaya başladım. Insanın hayatında herşey cok hızlı değişmeye başladıysa ve aslında bunu kendi isteğiyle yapmıyorsa, depresyon yine seni sıcak kollarıyla sarmalamaya başlıyor. Neyi gerçekten kendim yapmak istedim ki? Neyi sadece kendim için yaptım? Yaptığım şeylerin hangisini gerçekten yapmak istiyordum? Hepsinin cevabı hiçbiri.
Hayat, başarı ve gurur hikayesi mi olmalı? Yaptığın ve yapacağın herşey kendin belirlediğine inandığın ( kişilik falan, ne olduğu da belli değil) bir referansa gore adil, mantıklı, ve gerekli, ve doğru mu olması gerekiyor ille? Sıçayım, kaç yıldır bunu yapmaya çalışıyorum, mutlu muyum hayır.. Huzurluyum evet ama sadece o referans ne ise ona gore dogru yaptıgıma kendimi inandırdığım için huzurluyum. Evet olması gereken mantıklı kişiliğime göre herşeyi doğru yaptım. Ya da yaptığıma kendimi inandirdim. Kendime göre gururlu ve adilim. Ve mutlu değilim.
Ne zaman olacak kafamdaki hayalini kurduğum şey? Denize yakın bir bahçe? Küçük bir tostçu ya da turşucu? Çocuklar cok cok tane? Ne anlamı var ki, hayatın en temelinin içinde en basitin içinde değilsen? Teorilerle kafamı yormaktan bıktım. Butun olup bitene dışardaki idealize edilmiş hayatından bakmak. Bekar ozgur iyi standardlarda iyi standardları olan bir ülkede yaşayan yüksek eğitimli günümüzün kadını vay be. Biliyorsun, herşeyi eğitiminin getirdiği bilinç düzeyiyle doğru düzgün yorumlayabiliyorsun. Çevrendeki basit şeylerle mutlu olan ve yine basit şeylerle üzülen kızan insanları görüyorsun. Işte, basit. Kime acınmalı ki şu halde? Basit yaşayamayacak kadar üstün insan statüsüne çıkmış, her yaptığı hareket en ince düşüncesi bile o kendi yarattığı karmaşık ust duzey kişiliğine uyması gereken insana mı, yoksa başına gelen herşeyi ya da yaptığı herşeyi en temel tepkilerle dışarı vurabilen, mutlulugu mutluluk gibi, acıyı da acı yaşayabilen insana mı? Ben nasıl bu hale geldim?
Çıkıp gidesim var ama bu kendimi koydugum super insan triplerinden nasıl kurtulacağımı bilmiyorum. Artık dilime işledi. Basit cümle kuramıyorum. Aha kurdum. Aha tekrar kurdum. Bu yazının kafamdaki karmaşık şeyleri anlatmasına gerek yok cunku aslında kafamdaki şeyler komplex değil. Ben onları cümleye çevirirken komplexleştiriyorum. Hay kendime sıçayım.
Bilim öğrenmeye çalışırken aptal beyninin de öğrendiğin sey gibi karmaşık birşey oldugunu zannediyorsun ama değil. Aslında öğrendiğin şey de karmaşık değil sadece sen aptalsın. Ne güzel bir sonuca vardım. Aslında tam bir aptal oldugum için herşeyin cok komplex oldugunu zannediyorum. Ve aslında o basit yaşayan insanlar herşeyin basit oldugunu anlayacak kadar zekiler ve gerçekten acınması gereken insan benim. Bu birşeyi çözdü mü? Hayır. Mutlu muyum? Tabi ki hayır.
Hayat, başarı ve gurur hikayesi mi olmalı? Yaptığın ve yapacağın herşey kendin belirlediğine inandığın ( kişilik falan, ne olduğu da belli değil) bir referansa gore adil, mantıklı, ve gerekli, ve doğru mu olması gerekiyor ille? Sıçayım, kaç yıldır bunu yapmaya çalışıyorum, mutlu muyum hayır.. Huzurluyum evet ama sadece o referans ne ise ona gore dogru yaptıgıma kendimi inandırdığım için huzurluyum. Evet olması gereken mantıklı kişiliğime göre herşeyi doğru yaptım. Ya da yaptığıma kendimi inandirdim. Kendime göre gururlu ve adilim. Ve mutlu değilim.
Ne zaman olacak kafamdaki hayalini kurduğum şey? Denize yakın bir bahçe? Küçük bir tostçu ya da turşucu? Çocuklar cok cok tane? Ne anlamı var ki, hayatın en temelinin içinde en basitin içinde değilsen? Teorilerle kafamı yormaktan bıktım. Butun olup bitene dışardaki idealize edilmiş hayatından bakmak. Bekar ozgur iyi standardlarda iyi standardları olan bir ülkede yaşayan yüksek eğitimli günümüzün kadını vay be. Biliyorsun, herşeyi eğitiminin getirdiği bilinç düzeyiyle doğru düzgün yorumlayabiliyorsun. Çevrendeki basit şeylerle mutlu olan ve yine basit şeylerle üzülen kızan insanları görüyorsun. Işte, basit. Kime acınmalı ki şu halde? Basit yaşayamayacak kadar üstün insan statüsüne çıkmış, her yaptığı hareket en ince düşüncesi bile o kendi yarattığı karmaşık ust duzey kişiliğine uyması gereken insana mı, yoksa başına gelen herşeyi ya da yaptığı herşeyi en temel tepkilerle dışarı vurabilen, mutlulugu mutluluk gibi, acıyı da acı yaşayabilen insana mı? Ben nasıl bu hale geldim?
Çıkıp gidesim var ama bu kendimi koydugum super insan triplerinden nasıl kurtulacağımı bilmiyorum. Artık dilime işledi. Basit cümle kuramıyorum. Aha kurdum. Aha tekrar kurdum. Bu yazının kafamdaki karmaşık şeyleri anlatmasına gerek yok cunku aslında kafamdaki şeyler komplex değil. Ben onları cümleye çevirirken komplexleştiriyorum. Hay kendime sıçayım.
Bilim öğrenmeye çalışırken aptal beyninin de öğrendiğin sey gibi karmaşık birşey oldugunu zannediyorsun ama değil. Aslında öğrendiğin şey de karmaşık değil sadece sen aptalsın. Ne güzel bir sonuca vardım. Aslında tam bir aptal oldugum için herşeyin cok komplex oldugunu zannediyorum. Ve aslında o basit yaşayan insanlar herşeyin basit oldugunu anlayacak kadar zekiler ve gerçekten acınması gereken insan benim. Bu birşeyi çözdü mü? Hayır. Mutlu muyum? Tabi ki hayır.
Subscribe to:
Posts (Atom)