Sziget festivali Budapeşte'de nehrin ortasındaki iki adadan biri olan Obudai (old buda demekmiş. bkz:wikipedia) adasında gerçekleşen bir haftalık müzik sanat kültür ortamı. 17 senedir düzenlenen bu festivalin 2010 versiyonuna ben de katılma şerefinde bulundum :) Ve hayatımdaki ilk planlı programlı ve bir gunden daha uzun süreli festival deneyimi olduğu için de, boyle uluslararası gençlik hippi müzik festivalinin de ne anlama geldiğini daha yeni anladım.
Ilk dikkatimi cezbeden durum herkesin bir çok mutlu ve neşeli oluşuydu. Sanırım bu festivalin doğası gereği olan bişi ama hollandadaki festivallerde bu sıcak neşeyi hissedebildiğimi pek söyleyemem. Belki de budapeste de hava sıcaktı bana ondan ole geldi.
İkincisi çılgın sayıda fransız vardı, ve bununla paralel bayagı ilginç soundları olan, isimlerini önceden hiç duymadığım fransız gruplar vardı, dinlediklerimin hepsini de beğendim garip bir şekilde.
Bunların yanında sayılarla konuşmak gerekirse festivalde 13 ayrı stage, her bir stagede gunde ortalama 6 grup oldugunu, ve festivalin 5 gun surdugunu düşünürsek, bu 390 ayrı performans eder, ben sadece 2 tum gün oradaydım ve toplasan 6 ayrı performansı bastan sona olmamak kaydıyla dinlemeyi başardım. Ortamda o kadar başka başka aktiviteler vardi ki, gun içinde plan yapıp bu gruptan sonra su steyce gidiyoruz diye karar verip yolda 5 ayrı yerde durup gitmemiz gereken yere hiç varamadığımız durumlar oldu. Alışveris sokakları, cılgın yemek ortamları, pole dance workshopları, bungee jumping, rope sliding, magic mirror diye garip gay videoları gösteren bir yer (dans gösterileri de olmuş diyolar ben göremedim), thai ve swedish masaj ortamları, nargile cafe, çesit cesit kokteyl (kovadan kokteyl içmek diye bir kavramla tanıştım) hazırlayan barlar, macar ve afrikan saç ördürme ortamları, vucut boyama, taş, top ve sopalarla çeşit çeşit oyunlar oynayabileceğin bir yer, disko barlar, küçük çaplı derneklerin ya da oğrenci toplulugu gibi oluşumların actığı standlar (mesela bir sepet vardı hayatının en önemli sorununu bir seyin üstüne yazıp sepete atıp kurtuluyordun), üstüne istediğini yazıp çizebileceğin panolar, ıncık cıncık birsuru şey vardi, ki ben butun festival alanını da gezmedim.
Bunların hepsinin yanında hava harikaydi. Bu yuzden herkes yarı çıplaktı. ve kalabalıklara baktığında gerçekten cok güzel bir görüntü oluşuyordu. Herkes mutlu neseli çıplak sorunsuz.. Müzik güzel şehir güzel hava güzel insanlar güzel..
Festivadeki iki günün öncesinde iki gün Budapeşte'yi gezdik. Peşt tarafı daha kalabalık sıkışık, parisin daha bir oryantal versiyonu gibi, random gizli yerlerde barları, retro gibim avlulu eski binaları, hiç anlayamadığın acayip yazılarla dolu dükkanları restoranları olan kısım. Buda tarafı ise daha ferah tepelik, eskiden kralların yaşadıgı, cok manyak tuna manzaralarına ve restore edilmis bir sürü sofistike tarihi binaya sahip kısım. Hiç durmadık sürekli gezdik, geberene kadar restoran tarihi ortamlar bar sokak dolandık, şehrin yine onda birini göremedik.
Hem gece hem gündüz vapura bindik, her ikisi de tam bir görsel şölendi. Tuna'ya bakan bütün sanatsal öneme sahip binalar (saraylar, parlemento binası, kiliseler..vb.) ve köprüler aydınlatılmış olduğundan gece ve gündüz nehirden geçmek tamamen ayrı tadlara sahip.
Budapestenın merkezinde buda tarafını pest tarafına baglayan 10'a yakın köprü var. Bunların bazıları ortadakı adaları da bağlıyor. Bunun yanında metrosu trami vapuru banliyo treni falan filan cılgın bir ulaşım çeşitliliği var. Ve sehrin ortasında teknik üniversite var..
Ağlamak istiyorum!
Sehir bitmedi, ve biz festivale gittik, ve festival daha da bi güzeldi..
Tuesday, August 17, 2010
Subscribe to:
Posts (Atom)