Friday, November 28, 2008

ek

hayatla hikayenin arasindaki bir ikinci fark da su foreshadow olayinin goze sokulmasi, keske soksalar hayatta da, mesela renklerle.. hani soguk sicak diye bi oyun vardi ya saklanan seye yaklastikca sicak sicak deniyodu... Mesela hayatinin gidisati icin onemli olan anlari kirmizimtrak onemsiz olanlari mavimtrak gorsek.. mesela hayatinin adami ile karsilastiginda ortalik kana bulansa filan. ya da bi karar verecekken ortalik maviyse amaan koy gotune diyebilsek. Ne kadar hos olurdu..

Thursday, November 27, 2008

Hikaye

Bir hikaye anlatirken gelecekte olusacak duygu/olgu ortamini seyirciye hissettirmenin yollarindan biri foreshadowing. Gerginlik gerekiyosa mesela, bastan ufak ufak cevresel olaylarla adami germek lazim. Mutluluk gelcekse bir yerden, beklentisini onceden satmaya baslamak lazim. Simdiyle gelecek arasinda kopruleri seyircinin kafasinda kurmak lazim. Boylece hem hikaye daha inandirici olacaktir, hem seyirci hikaye boyunca kafasini calistirmak durumnda kaldigi icin duygunun icine daha iyi girecektir. Sinema dilinde kullanimina goz cikartan ornek (hem de azicik nostalji olsun. hikayeye takilmayalim lutfen, konu foreshadowing): http://www.youtube.com/watch?v=apGAqhEpzUE (daha cok nostalji icin: http://www.youtube.com/watch?v=4KE3jIc0Bu0)

Hikaye kendi hayatinizsa, simdiki sizin kafasinda gecmis zamanlar donuyosa, hikayede buldugunuz pointerlara foreshadowing denebilir mi peki? Belki flashback, ya da daha cok guzel sebebe baglamaca mi? Keza hayatla hikaye arasindaki fark birinin sonunun yazar tarafindan coktan biliniyor olmasidir. Sonucu bildikten sonra sebepleri oturtmaya calisirken dikkat etmek gerekir zira insanin kendini kandirmasi kolaydir.

Yine de hayat bir sanatsa, guzel bir hikaye olarak ucuncu kisilere ulastirilacaksa, ben o pointerlari o hikayenin icine foreshadowing diye koyarim ablam. Nesillerdir kendini tekrar eden olaylar eklerim, paralel hayatlar eklerim, onceden yazilmis hikayelere referanslar atarim. Bal rengi gozleri olan roman kahramani, merakindan yaramaz, kucuk, guzel Ayse'den baslarim, varligi Ayse'yi andiran Gozde'yi anlatirim, Gozde'nin onemini farkedemeden buldugu kavramlari alirim, Ruhlar Evi'nin agzimda biraktigi tattan Memnune'nin kararliligini, Ali Turan'in maceralarini, Sukru'yle Nilufer'in mutsuz hayatlarini, Reha'yla Kasif'in haytaliklarini anlatirim, alir kendime baglarim. Hikayem foreshadowingden, simgeden gecilmez olur. Bu kadar seviyorum ben bu kavrami. Uclari birnirine baglanan ipler yumagi olur hikayem. Tutarli olur, bulmacali olur, bol karakterli olur, Sedefleri, Levendleri, yagmurlari, kokulari, renkleri, helvasi, irmigi, tahini olur. Ayni foreshadowingden cikar, yanlis yola sapar, doner dolasir, su yolunu bulur der. Iyi anlatabilirsem, bence eglenceli olur. Edebiyat dersinde parcalayip her kelimesine anlam yuklemeye kalkarlarsa, cabalari asilsiz olmamis olur. Olur ya, hikaye katlanarak buyuyebilir. Butunune hakim olmak zor olur ama sonunda kafamda donen sey beni gulumsetir, benden geriye kalan sey olur. Hikayeler guzeldir.

bir eser bir artiz kosesi


Bu tablo leonardo da vinci nin bi ara yaptigi bir teyzem. ayrintisini arastirmadim cok ozur. asil vurgulamak istedigim nokta bu bayanin zamanina gore bayagi bi marjinal olmasi kucagindaki hayvanin ne oldugunu bilebilmiyorum samura benziyo. alindaki ipler filan, ben cok begendim..

duzeltme: hayvan kakimmis, o donemlerde evcil kakimlar aristokrasi gostergesi imisler.. (late 1400)

duzeltme 2: kakimla samur arasinda ne tip bir fark oldugunu anlamadim

duzeltme 3: yahu iste tablo hakkinda okuyunca tablonun tum bende yarattigi o unik his kayboldu. kari bildigin donemin en tiki hatunuymus, ne modaysa onunla takiliyomus amaan gercekleri bilmek istemiyorum..

Wednesday, November 26, 2008

Next

Masteri bitirmek icin yapmam gerekenler:
  1. Staj raporu: en kolayi
  2. Paper: en onemlisi, 5 ocak teslim
  3. MPC
  4. Capita
  5. AMC
  6. Colloquium: en son yapilcak sey
26 Kasimdayiz. staj raporunu cumaya kadar halletmek ilk amacim olsun, kafamdan bi is silinsin, devamini dusunurum.

Sunday, November 23, 2008

deniz

Denize aşık olmak ne demek bilir misiniz? Hele bir de yıllardır denize uzak yerlerde yasıyorsanız. bıraz tembellık ettım bılıyorum. Daha cok zaman ayırmalıydım denıze. ıcımdekı ozlemi unutmaya calısarak degil de daha cok kaynaşarak gidermeliydim. O sadıktı, orada bekliyordu işte. Hic değişmedi. Ama ben de değişmeyeceğim, unutmayacağım denizi.

İlk fırsatta bir kayık alacağım. sonra acılacağım açılacağim, gunlerce sallantısına kendimi bırakıp tuzlu uykulara dalacağim. sonra kalkacağım yuzum gunesten tuzdan gerilmiş kurumuş, gözlerim işiktan kamaşmiş, yeşil ve kırmızıların içinde uyuşmuş kollarımla asılacağım yine küreklere, bir koy bulup kıyının en taslık yerınden cekecegım kayıgı kıyıya, sonra atacağım kendimi suyun serinliğine, tuzun güneşin fırçaladiği suratım suyu gorünce bi neşelenecek. sonra tırmanılacak yuksek bi kayalık bulup atlayacagım en yuksekten olabılecek en yuksek tas parcasından. su ne kadar sert, su ne kadar yumusak.. Ne kadar da cok oldu diyeceğim, ne kadar uzun zaman oldu. keske hiç bitmese.

Saturday, November 22, 2008

konusamıyorum

Keske tum kafandan gecen seylerı dırek yazı ya da ses ya da resim ya da müziğe aynen çevirebilecek bir makine olsa.

durum cok kotu. ana dilinin inceliklerini yavas yavas unuturken, zaten az bildigin ya da hic bilmedigin dier dilleri gelisitrmeye calisiyosun. hepsinden az az. temel ihtiyaclarini anlatacak kadar asgari duzeyde paylasabilecek kadar. bu da bana cok sikinti veriyor. Turkceyi unutuyorum ve aslinda kafamdan gecen seyleri en kayipsiz anlatabilecegim dil Turkce, ya da bana en kolay gelen ve her zaman en kolay gelecek olan, ama kullanamiyorum. az bildigim ingilizceyle o da sadece bilimsel ve sokak iletisimi kisimlarindan gelistirme sansim olarak derdimi anlatmaya calisiyorum.. ingilizce edebiyat gelistirebilmek mi? delice.. bunun disinda dili tamamen farli bir ulkede yasayip sokak isaretlerini gelen resmi mektuplari gazeteyi anlayabilmek icin bi de bu dili ogrenmeye ugrasmak. Hangisiyle hangi ara ilgileneceksin? Bi de hayıflandıgın sey de kafamda gecen herseyı eksıksız anlatmaya calısmak.

İmkansız gorunuyor, he?

Friday, November 21, 2008

içeriye hoşgeldiniz!

Dunyanın en zor işi belki de seni ısıtan ateşin içine girmek. Ve yanmamayı başarabilmek.. ve acı çekmemek.. içeride olup hala dışarıdaymış gibi düşünebilmek, belki dusunmek kolay ama hıssedebilmek ve bunu anlatabilmek, işte bu zor.. Yanıp yokolmamak bile olasılıksız belki de.

Bu sevda
Bu güzellik
Sen hep böyle
Olacak mısın
Ben hep böyle
Kalacak mıyım
Yoksa birden
Aniden
Düşecek miyiz

Bir fotoğraf
Siyah beyaz
Bir istanbul hatırası
Birleşerek
Çoğalarak
Gökte bir ay
Bir de yıldız
Yıldızımız parıldayıp
Coşacak mıyız

Oyalandık belki biz
Bu alemde
Sanki hepsi bir rüya
Bir eğlence
Doyumsuz muyduk biz
Ki sorular sorduk
Bulutsuzluk aşkımızdı
Hep hayaller kurduk

Dısardayken ne guzeldi, insanın hafızası sadece adrenaline bağlı olmamalı, hatırlayacak başka mekanizmalar gelistirmek lazım, Şarkılar ve kokular işe yarıyor.

Fairytales of yesterday will grow but never die..


Bir kere girip cıkmak lazım belki de, anlam hiç yitmiyo bu kesin.. Şarap gibi yıllandıkça güzelleşiyor..

Tekrar hoşgeldiniz..

Thursday, November 20, 2008

Kafamin ici

Paranoya nerden sonra klinik? Dusundugunde mi, dusundugune inandiginda mi, inandigin seye gore haraket ettiginde mi, haraketlerin hayatina ve etrafina zarar vermeye basladiginda mi?

Sabah uyandim, artik bana garip gelmeyen bir sekilde kafamdaki hikaye oynamaya basladi. Yalniz cok da iyi tanidigim, yillarca birlikte calistigim bir arkadasimin ismini unutunca third person sees all anlatici olarak, birden film koptu. Sonunda n'apiyorum dedim.

Nelere inanmadigimi ve kendimi nelere inandirabildigimi anlatsam, kesin deli dersiniz. Ya da deliligi oturtamadiginizdan, agzimdan cikanlara inanmazsiniz. Ben alistim kaygan bir zeminde yasamaya. Zeminlerin hepsi icin varsayimlar yapip, hangisi zemin tutuyo gibi gorunuyosa oraya atlamaya. Gozde'nin konuyla ilgili yorumu, sen hicbir seye sasirmiyosun. Yani.. 

Fakir edebiyati yapmiyorum. Moda diye kendime psikolojik hastalik yazmiyorum. Hasta falan degilim, yazmak isi biraz uclara tasimak. Yalniz yalan da soylemiyorum, bu isin bir handikapi var. Cok yoruluyorum, akilli bir algoritmayla elenebilecek olasiliklar ustune dusunmem gerekiyor. Kac kere beynimde donuyor anlatamam x kisisinin bastan sona uydurma bir karakteri y zamanlardir oynuyor olabilecegi olasiligi. Ya da diger ucta x kisisinin y zamanlardir butun ictenligiyle davranmis olma olasiligi. Iki uc olasiligin arasindaki continuumda her noktaya karsilik gelen weight fonksiyonun degeri kadar inaniyorum ilgili olasiliga.

Zor ablam, kafamin icinde olmak zor. Orneklerim say say bitmez.

Wednesday, November 19, 2008

Simdi

Senin icin cok acik degil mi? Adami omuzlarindan tutup sarsip, otistik cocuga balik isteyip istemedigini sorar gibi, yuzunu yuzune cevirip, anliyor musun diye sormak istiyorsun. Anlamiyor iste. Kafandan gecenler senin gozunden adamin beynine akmiyor. Sen bile anlamiyorsun ki. Seviyorum dedigin detaylari bildin de mi sevdin sanki? Once sevmeye karar verdin, sonra ogrendin. Ogrendigin sey ustune dusundun, kurdun, detaylara hayran ettin kendini, butune asik oldun. Simdi hayiflaniyorsun, nerden bulurum ben bir daha o detaylari diye, biliyorum, ben de yaptim. Bir de ucundan kacirmislik duygusu adami cileden cikaran. Anlasaydi, ne buldugunu farketseydi, biraz daha caba gosterebilseydi, degisebilseydi de kacirmasaydik. Kim yakaladi ki boyle bir seyi biz savura savura harcadik diyosun.

Haksiz da degilsin hani. Kim yakaladi ki? Siz de yakalayamadiniz, biz de. Ucundan kacan bir sey yok arkadasim. Arada daglar, vadiler, ovalar var. Somut hicbir sey yoktu demiyorum. Belki gercekten cok akilliydi. Dusunce sisteminizin, begenilerinizin bir kismi cuk oturmustu belki hakkaten. Bir de ustune yakisikliydi. Yan yana gelince ne de cok yakisiyordunuz birbirinize. Ama sapkani onune koy, dusun. Ortada yillarca kendini yetistirmis iki kisi. Kim nasil degissin pat diye, hele ki ikna olmuyorsan? Ustunu kazisan, eskiyi yaksan, degistigine inandirsan, baskiyi ceker cekmez kendini yillar oncesinde buluvermiyor musun? Epsilon kadar degisen sevmedigin ozellik de sana kalmis, kisiliksiz bir karisim olusturmus gibi gelmiyor mu?

Ben iyilesmisim gecen zamanda. Yanimiza kar kalmasi gereken ders ne diye dusunuyorum bir iki gundur. Ne zaman ve nasil kendime geldim ben? Genneperparkta bir aksam, bir sabah yuruyusu. Sehrin gobeginde, gozlerden sakli, yagmurdan islanmis dar yollarin kenarinda ciftlikler, otlaklar. Aksam karanliginda koklasip duran inekler. Virginia Woolf mu, inek teorisi mi, iki kisilik ask mi? Soguk ve cok erken bir sabah, piril piril gunesin altinda, irmagin ustunde asili kalmis bulut. Insanlar kanolarini suya indirebilsin diye kucuk bir iskele. Caz fesitvalinde ben gokyuzunun renginden kafayi yiyecek gibi oldum diye deli muamelesi yaptiginizin hatirasi. Kendi kendine kaldiginda, etrafinda varolan insanlardan degil, gercekten senin beklentilerinden sekillenen birinin hayali. Benim icin yer, goktu, senin icin muziktir belki, bilmiyorum. Farkettim ki bulman gereken sey bu.

Korkuna care degil. Ama bile bile, gercegi hissedebilecekken, bilinmeyenden korkmak sacma. Istedigin hersey olmayabilir, kac yasindasin, bu fikre coktan alismis olman gerekir. Sicak kanlisin, sevecensin, arkadaslarin, genis bir ailen var. Yalniz degilsin hayatta. Cocuk da cocuk diyorsan da, Jodie yapmis ya, ornegin hazir. En akillisindan, en yakisiklisindan bir tane daha buluruz n'olcak.

Onemli olan ne kadar sevdigin degil, yine seversin, kendini eksik birini sevmeye ikna edebildigin zaman. Ne kadar mukemmel bir uyum yakaladiginiz da degil. Bir yakalamadiginiz icin, iki yakaladiginiz seyi karsindaki adam anlamadigi icin, uc gercekten yakalanan bir uyum varsa boyle bir seyin ayrimina varmak insani cogaltmak yerine tukettigi, ezdigi icin. Onemli olan, kendinle ilgili farketmen gereken, bir daha kolay kolay sevecek birini bulamayacak gibi hissetmenin sebebi. Kendine, sevmek icin harcadigin emek icin secici olacak kadar cok deger veriyosun demek ki. Yurudugun yolda sana benzer degeri verecek biriyle karsilasmayi ummak da hayatinin heyecani olsun ne diyeyim.

Bilmem anlatabildim mi?

Monday, November 17, 2008

zarar ve özlem üzerine

Beynim artık neyin ne olduğu konusunda bana yardım etmeyi bıraktı. Diyorum ya hep cocuklugumda içimden nasıl geliyosa oyle davranıyordum. Aslında üzerine bir taş bile eklemedim. şimdi de tutunanları oynuyorum, sadece işe gidiyor geliyorum, araştırma konumun dünya için cok önemli bişi olduğu konusunda kendimi hic sorgulamadan kandırıp uğraşıyorum, içeride sürekli bağıran biri var saçmalık saçmalık diye, ama onu dinleyebilecek kadar güçlü değilim. Sadece ölmeyi bekliyorum, arada ilginç birşeyler olursa da fena olmaz.

Bilinçsiz davranırken -aslında 100% iyi niyetliyken- birilerine zarar veriyorsanız bundan kendiniz mi suçlu olurdunuz? Zarar verme ihtimalinin farkındasınız ama zarar verip vermediğinizden emin değilsiniz.. Aslında bu olay karşıdaki insana da bağlı. O sizin iyi niyetinizin ne kadar farkında ve kendisi ne kadar iyi niyetli? Sizin bilinçsiz yaptığınızın farkındaysa o zaman zarar görme ihtimali ortadan kalkmış olur mu?

Ben hiç zarar verdiğime inanmadım, cunku davullarla gelirim ben hep. Bak sen bunları yapıyorsun ben sana zarar vereceğim, sonunda bu olacak derim. önlem alıyosa ne ala, almıyorsa benim yapabileceğim birşey yok. Çok uğraşırım zarar vermemek için, git yoksa seni öldüreceğim. Gidiyosa ne güzel, gitmiyorsa onun bileceği iş.. Gitmediğini görerek öldüremeyecek hale gelinebilir mi? Bu durum birkaç kere başıma geldi.. Mahvoldum, paramparça oldum.. Aslında aynı durum ortalığın yavşaklaşmasına da sebep olabiliyo ama gidip gelmelerden daha fazla olmadığı kesin, tabi gidip gelmelerin ortamı tazeleme gibi bir özelliği var oturup tartişiyosun soğuk soğuk.. Ama gitmeyince sadece yok sayıyosun hiç yaşanmadı gibi bu da bir sonraki öldürme seansının olmasını kolaylastırıyo, bu da yavşaklaşmaya sebep oluyo. Zarar vermek zarar gormek artık bayıklaşıyo, hiç birşey hissedemez hale geliyosun, arsızlaşıyorsun.. Yani su başta dediğim gitmemesi ve senin bu garip bağlılık hissinden dolayı bi anda sefkatle dolma durumun bir zamandan sonra anlamını yitiriyor, gitmemek yüzsüzlük oluyo. Gerçekte hangisi olduğunu hiçbir zaman bilemeyeceğim sanırım.

Bir insanı hala seviyo hala özlüyor ve hala kendini ona alışık hissediyosan, yanında olmak istememe sebepleri ne olabilir? Onun seni sevmemesi olabilir. Beraber yapamıyor oldugunuzu dusunmen olabilir. Onun hayatı boyunca seninle beraber kalacağına guvenmiyor olabilirsin. Aslında birincisi üçüncüsüyle neredeyse aynı. Ya da bir dördüncü şık, onun senin onu sevdiğini düşünmüyor olması. Bu dördüncü şık üzerinde takılırsak, ona onu sevdiğini ispatlamaya calışmaz mısın? Ya da bu konuda da tamamen desperate bi durum varsa, ki ben olacağını zannetmiyorum, yani bir insana onu sevdiğini nasıl anlatamazsın? Alırsın karşına baba baba laflar edersin, anlar. Baba laflar edecek götü olmayanlar bence hiç sevmeye falan kalkışmasın. Sinirlendim.

İliskide eşitlik sendromu. Sen ole yaptın benim de böle yapmam lazım.. Hay sanki adam senden bir adım onde olmak için ole yaptı. Ya uff anlatmıcam ya parmaklarımı oynatmaya degmez.. Anladın sen onu..

Yeniden

Bir gun, gerci daha ne kadar zaman gecti ki boyle ozledin diyeceksiniz, Yasemin Talu'nun sabah ilk iki saat dersine girip tiklim tikis uclu amfide, ordan cikip havuza gidip, havuzdan cikip carsiya manti yemeye gitsem. Saka maka 6 yil onceydi universite 1. sinif. Bahar senlikleri gelse de 4 kisi bir takim kurup saga sola kostursak abuk sabuk kostumlerle. Bir de bir sise sarapla, Cuma aksamlari oluyodu galiba, stadyumda deli danalar gibi ziplasak eski 45likler partisinde. Gozde gelir bence. Treasure hunta iki kisi???

Thursday, November 13, 2008

Yok artik

Biliyorum ki olayi dramatiklestiren benim. Somut sikayet edilecek hicbir sey yok, ya da olumcul bir sey yok diyelim. Ama canim sikayet etmek istiyor, yiyene. Sikayet halinin sebepleri incelenebilir. Hatta kendimi isin icine katmadan inceleyeyim. Hos sebepleri bulmam sorunu cozebilecegim anlamina gelmiyor ama, en azindan durumdan bir ders ciksin.

Insanlarin abuk sabuk davranislarinin ardinda genelde bir ilgi cekme istegi yatar. Mutlaka bir dert vardir ortada, bosu bosuna kimse bu ic sikici moda girmez ama dis dunyaya yansitilan bir sey varsa bir tepki beklentisi vardir. Aklima gelmisken, kendi kendinizeyken mesela sesli guler misiniz? Davranisin etki alanina gore ilgi ya spesifik bir kisiden/gruptan beklenmektedir ya kimden beklenmesi gerektigi bile bilinmedigi icin ortaya karisik bir sacmaliktir. Bir de tabii insan sacmalama moduna girince, on/off kabiliyetine gore degisebilir bu moddan payini alanlarin sayisi.

Cevresi olarak bu insanlara nasil davranilmalidir o halde? Bu tamamen sizin insiyatifinize kalmis. Ilginin kimden ve neden beklendigini cozebiliyorsaniz, sorulmasi, anlatilmasi gereken birseyler varsa, bir cozum onerebileceginizi dusunuyorsaniz oltayi yutun. Oyuna gelin, karsinizdaki insani konusturun. Cozumunuz yoksa, ugrasmak size gore degilse, sebepleri gorebiliyor ama yuzlesmek istemiyorsaniz ciddiye almayin ve araya mesafe koyun. En azindan bir kova tavirla yipranmamis olursunuz. Sacmaliga sacmalikla gidip inatlasmayin. Deliyle deli, cocukla cocuk olmayin.

Sacmalayan insana geri donelim simdi. Cevresindekilerden daha zor cunku sacmalayan insanin isi. Cok zamanlar once biri dert yanmisti bana, sen kendini insanlara iyi gosterdigin icin insanlar seni iyi saniyor, ben iyi gostermedigim icin benim iyi oldugumu anlamiyolar diye. Iyinin icini siz doldurun. Dert yanmak da denemez buna ya neyse, konu bu degil. Tespit cok yanlis degil. Insanlarin algiladigi ne oldugunuzla kendinizi ne gosterdiginiz arasi bir sey. Kendinizle ilgili iyi/kotu iddialarinizi insanlar onunde sonunda yutacaktir. Sacmalama modundaki insan kendini kotu satmaya baslar etrafa. Bu iki sonuc dogurabilir. Kendini seven ve aslinda kotu olmadigina inanan cevresi sacmalayana ellerinden geldigince yardim etmeye calisabilir. Bu durumda sacmalama modu amacina ulasmis olur. Ya da sacmaliktan sikilan ve kisinin hakkaten iddia ettigi sey olduguna inanmaya baslayan cevresi kisiye posta koyabilir. Yol burda da ikiye ayrilir. Sacmalayan kisi yedigi bokun bir ise yaramadigini anlayip normal haline donup insanlari geri kazanabilir. Ya da yalniz birakildigina ofkelenip yoluna devam edebilir. Sacmalamakla nazi karistirmadan, sacmalayan insanin sirf bunu farketti diye sacmalamayi kesemeyecegini de not etmek gerekir. Artik karsilikli etkilesimde ne kadar ortak akil urettiyseniz, o aklin izin verdigince karsilikli fedakarligin ne kadarinin kimden gelmesi gerektigiyle ilgili bir denge kurcaksiniz.

Bu konuyu tartismaya acmak defaultta kapali olan alt yazi modunu acmak oluyor (bir diger ornegi icin bknz Coupling, Captain Subtext). Bu modun acilmasinin yararlari ve zararlari ayrica tartisilabilir. Malum hic olmamasi anlayissizliktir, cok olmasi ise samimiyet katilidir.

Isin intelligible tarafini boylece bitirip, sikayetlerime geliyorum. Masterim bitmiyor! Bilgi eksiklerim var, nerden tamamlayacagimi bilmiyorum! Yaninda olmak istedigim insanlarin yaninda degilim! Evimize 3. adam bulamiyoruz, kira aci aci koyacak! Doktora icin seccekmisim gibi gorunen konuyu secmekle ilgili endiselerim var! Bilgisayarim acilirken spnsrvnt.exe error vermeye basladi! Ses sistemini kuramiyorum, kablolari cok kisa! Ses sistemini calistiramiyorum, Trust! Mp3 calarim bozuk, sabah yolum 40dk, beni evden hangi guc cikarabilir ki! Staj raporumu yapmadigim icin yeni mp3 alamiyorum! Bisikletimin on catali yamuk, on freni kullanim disi, arka freninin fren pabucu bitti! Biri beni durdursun yani, ozetlemek gerekirse.

Hepinize mutlu gunler efenim..

Wednesday, November 12, 2008

Facebook'ta ask var

Hayatlarimiz ne kadar manasizlasti ki facebookta fotograflara yazilan yorumlarda kendimize heyecan aramaya basladik. Mutevazi olmaya da gerek yok, ben uye muye degilim facebooka. 3. cogulda olup biten olaylar. Nasil yillar once yollarinizin alelade kesistigi insanlardan medet ummaya basladiniz hayatiniza anlam kazandirmak icin? Isin kotu kismi hakli cikmiyor degilsiniz. Donmek kolay oluyor, yeni insan tanimaya nazaran. Hatiralardan yapilan gondermeler insanin icine dokunuyor. Ben senden hoslanmistim sozunu duymak simdiki zamandaki guvene ekliyor. Kimsenin kimseye dokunamayacagi belli ya artik, danisikli atin durun birbirinizi ne kadar sevdiginizi. Halbuki biriniz nisanlanmis, biriniz Hollanda'da, biriniz orda, biriniz burda. Arada sirada gecmisten birini internette arayip ne kadar benzer yerlere geldigimizi gorunce benim de aklimdan gecmiyor desem yeniden bir sohbet baslatmak, yalan olur. Internetten sevmek de kolay oluyor tabi. Herkes karizmatiklesiyor nedense. Varlik, history, olmayinca, iletisim toplumdan cikip teke tek'e inince atis serbest oluyor resmen. Yan yana gelince suratiniza patlayacak seyleri iyi tartin diyorum. Benden soylemesi.


Captain Subtext Van Abbe'de

Dunya beni anlasin ust basligi kapsaminda dunya Odtulu olsun, dunya Modern Sabahlar dinlesin gibi kampanyalarima bir yenisini ekliyorum, dunya Coupling izlesin. Insanin kafasi Captain Subtext gibi calismaya baslamayagorsun. Ne zaman eski haline doner bilinmez artik. Bir de bu mod acildiginda ust textle ikna olmama katsayisi yukseldigi gibi subtext uretme katsayisi da artiyor. Beynimin uretme kapasitesi belli, bunlara harcamayi kismak lazim.


St1- Koca bir duvara yapistirilmis pamuk bitkisi koklerinin bir kisminin cim bicme makinasiyla bicilmis olmasiyla sembolize edilen insanin koksuz yasayamayacagi fikrini karsiliginda para kazanarak gozume sokan adam yaptigi seyin sacmaliginin farkinda ve beni (ornek izleyici) kandirdigini mi dusunuyor? Yoksa insan yeterince ugrasinca yaptigi seye inanir mi?


St2- Gozde'nin kutusuna depiklenmek suretiyle yerlestirilen kesme sekerleri cikarmanin zorluguna dair yaptigi gozleminin beynimde modern dunyanin insanlari bir kalibin icine sikistirip cikmasina izin vermedigi dusuncesiyle yankilanmasi; hatta ustune harman cayin guzel olmasini kultur mozaginin topluma kattigi tatla birlestirmis olmam beynimden ne kadar zaman caldi? Boylesine spontan sacmalama modundan nasil cikilir? Yeni acilmis kesme seker kutusu ve mis gibi demlenmekte olan bir caydinlik cay, arkasina bu aciklamalari yazsam, bana para kazandirir mi?


St3- Serdar Ortac'inkiler, Sibel Alas'inkiler dahil, hatta eksi solugu de koy sarki sozu olmasa da, yazilan herseyden kendi hayatina pay cikartip, Bs1'deki sanatcinin kendine inanmasi durumuna dusmek nasil bir sacmaliktir. Madem dusunceksin, niye bagimsiz dusunmuyosun diye sormazlar mi adama.

Huzursuzum

Huzursuzum cunku kendimden memnun degilim, anlam veremedigim seyler var. Memnuniyetsizligim postive feedbackli. Olmak istedigim yerde degilim, o yuzden moralim bozuk. Moralim bozuk o yuzden calisamiyorum. Yapmak istediklerimin listesi uzadikca uzuyor, hicbir sey yapmadan gecirdigim zamanlar cogaldikca cogaliyor. Dolaplarimin ici piril piril, derli toplu, iyi siniflandirilmis. Odam, yatagimin ustu, yerlerim darma dagin. Dilimli ekmekle tost yaparken iki dilim ekmegin simetrik olsun diye peynirleri bir o tarafa bir bu tarafa koyuyorum, ekmek dilimini posetine geri koyarken yonunun alttaki ekmeklerle ayni olmasina dikkat ediyorum. Bu davranislarim Gozde'ye pek garip geliyor. Aklim yapamadiklarimla, alternatiflerle, yanlislarimla dolu, yapmam gereken seyleri es geciyor. Caresizligim, cozumsuzlugum etrafimi da sikiyor. Anlamak cok zor degil, ben bizatihi sevmem hayattan sikayet edenleri. Anlayamamak beni cok yoruyor, sinirlendiriyor. Kendi cozumsuzlugumu kendim yarattigima inanmak istemiyorum ama net bir sebep bulamiyorum. Bu isin icinden cikmam lazim. Bugune kadar nelerin icinden gectim diyorum, icimdeki cark beni bunun icinden de surer. Ama hic bu kadar yumurtanin kapiya dayanip da beynimin durmaya devam ettigi olmamisti. Degisen ne bilemiyorum. Endiseleniyorum. Isin en kotu kismi, haksizim.

Sunday, November 9, 2008

ütülenmiş havlu

Bu geleneği devam ettirebilirsek eğer geleceğe küçük bir taş daha eklemiş olabiliriz belki.. gerekli gereksiz cocugunuz karnım agrıyo derse, bi de ishal olmuşsa, hemen, öğretin, o sıcak havlu ne guzel bişiydir..
Biz bu zevkten yararlandık, gelecek nesillerin de bunu tatmak en buyuk hakları, mahrum bırakmayın..

çay

vazgeçilmez.. eski nsanlar daha bilimselmiş ellam. cayı demleyıp içmek akıllarına gelmiş. ne güzel.. untmayalım unutturmayalım..

sigara

Ne guzel bişi insanı kendine getiriyo, canım. azıcık daha ölüme yaklaşıyosun, bole tokat gibi vuruyo suratına, lan ölcem ben.. herşeyi yeniden tartıp düşünüyosun, üzülmeye değmez yaa yak bir sigara daha. Ne güzel, yokolmanın eşiğinde yaşamak insanı aslında cok sağlıklı yapıyo, hep gerçeği goruyorsun o hep önünde. sigara içkiye de ota da tam zıt bişi. kahve gibi, kahvenin ölümü hatırlatanı.. en güzeli..

Monday, November 3, 2008

Ruya

Garip garip ruyalar gormekten aklimi toparlayamiyorum. Yazayim da bari eglencesi kalsin. Dolma sadece bir baslangicti.

Bu gece (gece mi artik sabah mi ne zmn hatirlaniyosa gorulen ruyalar) ruyamda makinadaki danismanim arayip unideki ders notlarimi sordu. Hatirlayamadim, soyleyemedim. Zaten soylesen de yalan soylerdin dedi. Bu sirada sokakta bir brass bandosu vardi ama aletlerin sesi ureten agizlari mavi plastikti. Bir internet kafeye girdim notlarima bakayim da soyleyeyim diye. Kafeyi isletenler Turktu, bilgisayarimin interneti yoktu. Insanlar cay icip mac seyrediyolardi. Kendimi zor attim disari ve Odtudeydim. Bahar senlikleri vardi. Millet icmis icmis ortaliga isiyodu. 3 kiz yere oturmus, sarhos, bir tanesi oturdugu yerde isedi, "oh merkezi isitma" gibi bir cumle sarfetti, kizlar gulerken arkalarindan birileri onlara yaklasti. Kafalarini cevirdiler okulun muduru ve birkac hoca gelmisti. Mudur kisa boylu, kisacik platin sari sacli, modern, sade, kendinden emin, disiplinli bir kadindi. Kizlar hiii mudur diye tirsarken mudurn yanindaki adamlarda biri kizlarin yanina comeldi. Adamin yuzu David Bowie, saclari Brian Maydi. Gunes gozluklerini cikarip kafasinin tepesine takti. Kollari siyrilmis deri ceketinin icinde acik renk, desenli bir gomlek vardi. Kizlardan biri "aa Stevie Ka" dedi. Altina iseyen, siyah sacli domuz burunlu, bahcivan tulumlu kiz Stevie Ka'nin kim oldugunu tam bilemedi ama Stephen Hawking olabilecegini dusundu, ne de olsa universite ortamnidalardi. Yere comelen adam "Merhaba ben Stevie Wonder, neden boyle yapiyorsunuz" dedi sakin guler yuzlu ve karizmatik bir tavirla. Ve uyandim.

Saturday, November 1, 2008

Ilk inanan sen ol bana

"I feel certain that I am going mad again. I feel we can't go through another of those terrible times. And I shan't recover this time. I begin to hear voices, and I can't concentrate. So I am doing what seems the best thing to do. You have given me the greatest possible happiness. You have been in every way all that anyone could be. I don't think two people could have been happier 'til this terrible disease came. I can't fight any longer. I know that I am spoiling your life, that without me you could work. And you will I know. You see I can't even write this properly. I can't read. What I want to say is I owe all the happiness of my life to you. You have been entirely patient with me and incredibly good. I want to say that — everybody knows it. If anybody could have saved me it would have been you. Everything has gone from me but the certainty of your goodness. I can't go on spoiling your life any longer. I don't think two people could have been happier than we have been. V."

Virginia Woolf aktif, kararli ve yavas bir intihari icra etmeden once kocasina birakmis bu notu. Yazarken ne kadar kendiydi, ne kadar bir roman kahramaniydi bilinmez. Ama boyle sevdiyse, boyle anlasildiysa, bu kadar inandiysa, kocasiyla yasadigi acik iliskiden cikarilmasi gereken dersler oldugunu dusunuyorum. Henuz ne cikaracagimi ben de bilmiyorum. Ama inanilmanin verdigi huzuru biliyorum. Inanmanin verdigi bagi da. Iki kisi olmanin guzelliklerinden biri diye dusunuyorum.

Diday diday day.

hikaye

Hayatımı anlatsam roman olur mu ki acaba? Anlatmayı becerebilsem olurdu herhalde, anlatmayı becerebilse herkesin hayatı roman olur aslında. Irmağın anlattıgı lafın hikayesinin kahramanı ben o lafı aslında o kadar da düşünerek söylememiştim ama aynen hissettim, işte bu hatun da hislerime tercuman olup duruyo canım..

Hikaye aslında klasik lise aşkı, ama o sıra ben biraz uçmuş olduğumdan (tanrıya takmıştım biraz) su anda anlayamıyor olduğum işler yapıyordum. İşte bu aşık oldugum oğlanla, okuldan kaçıp kaçıp bi tane elektrikçinin dükkanının arkası olan ev de denemeyecek iki göz bir yerde (elektrikçi amcam da aynı ortamda) sabahlayıp uyuklayıp içip saz çalıp muhabbet ediyoduk, ki o sıra bu oğlana onu sevdiğimi de itiraf etmemiştim. Zaten o zamana kadar hayatımda kimseye onu sevdiğimi itiraf etmemiştim. Neyse gel gör cocukla içtiğimiz su ayrı gitmiyordu, her gün beraber oturup sigara tellendirip, okuldan kaçıp, elektrikçide bulamazsak sokakta boş evlerin balkonlarında, olmadı apartman köşelerinde yurttan aşırdığımız battaniyelere sarınıp uyur uyanır konusur sigara içer dünyadan uzaklaşıp, guneşe yaklaşırdık. Bu olay bi anda bıçak gibi kesildi... Ne oldugunu anlayamayan zavallı ben, aynı zamanlarda cocuğa deli gibi aşık oldugumu da farketmiş durumdaydım, caresizce ne oldugunu anlamaya çalısıyordum, neden bilmiyorum bir sure oyle denk geldiğini düşündüm ha yarın gelir, bir dahaki teneffüs gelir.. tık yok, sonra baktım bu adam ciddi ciddi gelmiyo, ben gittim, dedim ne oldu, o da yok bişi ne olsun, niye ? dedi, he ben de ne bilim bi sanki yani gelmiyosun da artık sigara içmek için falan, o da yok canım geliyorum yok ole bişi dedi, ben de inandim. Gunler gecti bu yine yok.. sonra artık dayanamadım, bi konuşsak dedim, tamam dedi gittik oturduk okulun bi köşesine, dedim ben seninle ilgili sorumluluk almak istiyorum, dedi hah oyle desene.. bole bişiydi sonrası daha uzun hikaye aslında.. ama işte kaos herşey, sana haksızca geliyo, bir anlamı varmış ki soylemişim, kendime göre vardi, senin dışındakiler sadece obje zaten, haketmek diye bir şey söz konusu değil..