Garip garip ruyalar gormekten aklimi toparlayamiyorum. Yazayim da bari eglencesi kalsin. Dolma sadece bir baslangicti.
Bu gece (gece mi artik sabah mi ne zmn hatirlaniyosa gorulen ruyalar) ruyamda makinadaki danismanim arayip unideki ders notlarimi sordu. Hatirlayamadim, soyleyemedim. Zaten soylesen de yalan soylerdin dedi. Bu sirada sokakta bir brass bandosu vardi ama aletlerin sesi ureten agizlari mavi plastikti. Bir internet kafeye girdim notlarima bakayim da soyleyeyim diye. Kafeyi isletenler Turktu, bilgisayarimin interneti yoktu. Insanlar cay icip mac seyrediyolardi. Kendimi zor attim disari ve Odtudeydim. Bahar senlikleri vardi. Millet icmis icmis ortaliga isiyodu. 3 kiz yere oturmus, sarhos, bir tanesi oturdugu yerde isedi, "oh merkezi isitma" gibi bir cumle sarfetti, kizlar gulerken arkalarindan birileri onlara yaklasti. Kafalarini cevirdiler okulun muduru ve birkac hoca gelmisti. Mudur kisa boylu, kisacik platin sari sacli, modern, sade, kendinden emin, disiplinli bir kadindi. Kizlar hiii mudur diye tirsarken mudurn yanindaki adamlarda biri kizlarin yanina comeldi. Adamin yuzu David Bowie, saclari Brian Maydi. Gunes gozluklerini cikarip kafasinin tepesine takti. Kollari siyrilmis deri ceketinin icinde acik renk, desenli bir gomlek vardi. Kizlardan biri "aa Stevie Ka" dedi. Altina iseyen, siyah sacli domuz burunlu, bahcivan tulumlu kiz Stevie Ka'nin kim oldugunu tam bilemedi ama Stephen Hawking olabilecegini dusundu, ne de olsa universite ortamnidalardi. Yere comelen adam "Merhaba ben Stevie Wonder, neden boyle yapiyorsunuz" dedi sakin guler yuzlu ve karizmatik bir tavirla. Ve uyandim.
Monday, November 3, 2008
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment